100 Neden

#1 Bağımlılık

Uranyumun tamamı ithal edilecek.

Türkiye’de çok sınırlı miktarda düşük tenörlü ve rezervli kaynaklar bulunuyor. Maliyetleri de arttıran bu sebepler dolayısıyla uranyum spot fiyatları 130 USD’ye çıkmadığı sürece çıkartılması ekonomik değildir. Var olan 9.129 tonluk kaynak ancak 12 yıllık ihtiyacı karşılayabilir.

Nükleer enerji ‘yerel’ veya Enerji Bakanı’mızın söylediği gibi ‘milli’ bir kaynak değildir. Aksine, bizi uluslararası şirketlerden ithal edilecek ham maddelere ağır bir şekilde bağımlı kılar: en büyük dört maden şirketi dünya uranyum üretiminin üçte ikisini control etmektedir.

#2 Göç

Uranyum madenciliği binlerce insanın yaşamını mahvetti.

Dünya uranyum rezervlerinin yaklaşık %70’i üzerinde yerli halkların yaşadığı topraklardadır. Uranyum çıkartma süreci, onların köylerini yok etti, tarım arazilerini ve hayvanlarını kaybetmelerine sebep oldu ve temiz su kaynaklarını kirletti.

2008 yılında, Niger Hükümeti tek başına, ülkenin kuzey bölgesindeki bir alanda yabancı yatırımcılara 122 tane uranyum çıkartma izni verdi- bu bölgede yaşayan Tuareg’lerin yaşam hakkını hiçe sayarak. Pek çok farklı uranyum sahasında olduğu gibi onlar da istimlak ve tahliye tehditi ile karşı karşıyalar. Bir Hint kasabası olan Chatijkocha’da 26 Ocak 1996 tarihinde olan da tam olarak buydu: daha fazla madencilik sahası açmak için yerel polis kuvvetleri tarafından desteklenen madencilik şirketinin buldozerleri evleri, ahırları ve tarlaları dümdüz etti.

#3 Su israfı

Uranyum madenciliği çok değerli temiz su kaynaklarını tüketmektedir.

Uranyum cevherini ayırmak için yüksek miktarda su kullanımı gerekmektedir; pek çok uranyum madeni sahası kuraklık ile karşı karşıya.

Nambiya Kamu Şirketi NamWater, eğer Nambiya’da planlanan uranyum madenleri açılırsa ülkenin yıllık 54 milyon metre küp su sıkıntısı çekeceğini açıkladı- bu miktar Omaruru Nehri deltasının tamamının on bir katı. Madencilik sırasında tüketilen su insanları, hayvanları ve tarım arazilerini susuz bırakmaktadır.

#4 Radyoaktif atık havuzları

Uranyum madenciliği sonucunda ortaya çıkan kirli çamur insanlara ve çevreye zarar vermektedir.

Uranyum tenörünün %0.2 olduğu bir durumda, çıkartılan her ton uranyumun 998 kilogramı kirli çamur olarak çukurlarda ve yapay göllerde bekletilmektedir. Bu atıklar hala %85 oranında radyoaktivitelerini korumaktadır- ve hatta arsenik gibi pek çok toksik madde barındırmaktadır.

Çıkan atıkların içerisinde bulunan radyoaktif maddeler hem havayı hem de yeraltı su kaynaklarını binlerce yıl kirletmektedir. Havuzlarda veya toprakta oluşabilecek bir bozulma ise felaketle sonuçlanabilir.

Moab, Utah, A.B.D.’de bulunan Atlas Madeni’nin atık havuzlarından onlarca yıl boyunca yeraltı sularına toksik ve radyoaktif maddeler sızdı. Kirlenen bu yeraltı suları ise daha sonra, 18 milyon insana içme suyu sağlayan Colorado Nehri’ne sızmaktadır. Kazakistan’da ise kurumuş bir atık havuzu sebebiyle oluşan radyoaktiv toz, 150,000 insanın yaşadığı Aktau Şehri’ni tehdit etmektedir. Birleşmiş Milletler’e göre Kırgızistan’ın dar vadilerinde uluslararası bir felaket riski taşıyan atık merkezleri bulunmaktadır.

#5 Madencilik kaynaklı kanser

Uranyum madenciliği kansere sebep olur.

Uranyum madenciliği ve atıklarından salınan radyoaktif ve toksik maddeler çalışanların ve yerel halkların sağlığını bozar- kanser oranları artış gösterir.

Doğu Almanya’daki Wismut Madeni’nde çalışan işçilerden 10,000’i radyasyona maruz kaldıkları için akciğer kanserine yakalandı. Kırgız uranyum madencilik şehri Mailuu-Suu’da yaşayanların kansere yakalanma oranı iki kat daha fazla. Ayrıca başka bir araştırma New Mexico, A.B.D.’deki Grants Madeni’nde 1955-1960 arasında çalışanların kanser ve ölüm oranlarının normalin üzerinde olduğunu ortaya koydu. Ayrıca New Mexico’daki Navajo’larda, Portekiz ve Nijer gibi pek çok uranyum madencilik bölgesinde uranyum madenciliğinin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığına yönelik kanıtlar mevcuttur.

#6 Ölü topraklar

Uranyum madenciliği ardında ölü topraklar bırakır.

Çoğu uranyum madeni içerisinde %0.1 ile %1 arası uranyum barındırır, hatta bazılarında bu oran %0.01’e kadar düşer. Bir ton doğal uranyum üretmek için 100 ile 10,000 ton arası cevhere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu miktarlar çıkartılmak ve işlenmek zorundadır ve sonucunda ortaya çıkan kirli çamur yüzlerce, binlerce yıl güvenli şekilde saklanmak zorundadır.

Bununla birlikte milyonlarca tonluk toprağın içerisinde çok az uranyum bulunmaktadır. Bu fazlalık çıkartılan uranyum miktarının çok üzerindedir ve de genellikle radyoaktiftir. Uzun süre kirletme özelliklerini korudukları için de A.B.D. Başkanı Nixon 1972’de eski uranyum madenlerini ‘ulusal fedakarlık bölgeleri’ ilan etti. 

#7 Pahalı kirlilik

Uranyum madencilik alanlarının rehabilitasyonu milyarlara mal olmaktadır – ve genellikle de mümkün olmamaktadır.

Uranyum madenciliği çevreye ağır bir yük oluşturmaktadır: toksik radyoaktif çamurla dolu göller, radyoaktif kırıntılardan oluşan dağlar. Binlerce yıl boyunca yeraltı suları ve içme suyu kaynaklarını tehdit etmekte, havayı kirletmekte ve sağlığı olumsuz etkilemektedirler. Büyük madencilik şirketleri uranyum çıkartmaktan büyük paralar kazanmaktadır ancak koruma ve rahabilitasyon masrafları bizlere kalmaktadır.

Sadece tek bir atık çamuru havuzunun yerini değiştirmek A.B.D.’de bir milyar doların üzerinde vergi mükelleflerinin parasına mal olmaktadır. Almanya’da Federal hükümet Doğu Almanya’daki eski uranyum madencilik sahalarının rehabilitasyonu için 6.5 milyar Euro ödemek zorunda, eski Doğu Almanya’da –sadece para tasarrufu için- bu sahalarda daha düşük radyasyon güvenliği ile çalışılmıştı. 

Uranyum madenciliğinin yapıldığı pek çok ülke buna benzer iyileştirme çalışmalarına kaynak ayıramamaktadır.

#8 Uranyum açığı

Son yirmi yıldır, uranyum madenleri, nükleer santrallerin çalışması için gerekli olan miktarı sağlayamamaktadır.


1985 yılından beri her yıl, nükleer santraller uranyum madenlerinde çıkartılandan daha fazlasını tüketmektedir. Örnek olarak, 2006 yılında dünya üzerindeki uranyum madenleri gerekli miktarın üçte ikisinden azını çıkarttı. Bugüne kadar, nükleer santral işletmecileri aradaki yakıt açığını sivil ve askeri stoklarla kapattı ancak onların da sonuna geliniyor.

Sadece mevcut nükleer santraller için gerekli yakıtı sağlamak için dahi çıkartılan uranyum önümüzdeki birkaç yıl içerisinde %50’nin üzerinde arttırılmalıdır. Bu sebeple sayısız yeni uranyum madeni açılmak zorundadır- insan sağlığına ve çevreye olan bütün zararıyla birlikte.

#9 Sınırlı kaynak

Uranyum rezervleri önümüzdeki birkaç on yılda tükenecek.

Dünya çapında, hazırda ulaşılabilir, yüksek oranlı uranyum kaynakları yakında tükenecektir. Aynı miktarda uranyum sağlayabilmek için daha fazla toprak çıkartılmak zorundadır: bu aynı zamanda daha fazla maliyet ve çevre tahribatı anlamına gelmektedir.

Eğer bilinen bütün uranyum kaynakları çıkartılırsa dahi, mevcut 440 nükleer reaktöre ancak 45 ile 80 yıl arasında kaynak sağlanabilir. Eğer mevcut reaktörlerin sayısı arttırılırsa mevcut uranyum kaynakları çok daha kısa sürede tükenecektir.

#10 Uranyum nakliyatı

İçinde uranyum heksaflorid barındıran bir kazanın felaket boyutunda etkileri olabilir.

Gronau, Westphalia, Almanya’daki gibi uranyum zenginleştirme tesislerinde uranyumun bir formu olan uranyum heksaflorid (UF6) işlenmektedir. Her hafta, aşırı derecede toksik olan bu radyoaktif madde tren, karayolu ve deniz yolu ile Avrupa’nın dört bir tarafına taşınmakta, rotası üzerindeki büyük şehirlerin içerisinden geçmektedir.

Bir kaza ya da yangın durumunda koruyucu açılabilir ve radyoaktif madde çevreyi kirletebilir. Nem ile temas ettiği anda uranyum heksaflorid aşırı derecede toksik hidroflorik aside dönüşüyor: bir kaç kilometrelik bir çapta hem insanlar hem de çevre için son derece ölümcül bir risk.

#11 Kamyonlar dolusu plütonyum

Her sene yakıt çubuğu üretimi için, tonlarca saf, askeri-seviyede plütonyum Avrupa’nın yollarında taşınmaktadır.

Pek çok nükleer santral MOX olarak da adlandırılan ve içeriğinde uranyum oksit ve plütonyum oksit barındıran yakıt ile çalışmaktadır. Bu madde genel olarak kullanılmış yakıtların tekrar işletilmesi ile elde edilir. Sadece yedi kilogramlık plütonyum ile bir nükleer bomba üretilebilir. Bir kaç mikrogramı nefes yoluyla alındığında kanser kaçınılmazdır.

Her sene, bir kaç ton saf plütonyum oksit, Fransa ve Belçika’daki MOX üretim tesislerine, karayoluyla nakledilmektedir.

#12 Kanser riski

Nükleer santraller insanları, özellikle de çocukları, hasta eder.

Çocuklar nükleer santrallere ne kadar yakın yaşarsa, kansere yakalanma riskleri de o kadar fazla olur. Almanya’da bir nükleer santralin beş kilometrelik çevresinde yaşayan çocukların kansere yakalanma ihtimali ülke ortalamasının %60 üzerindedir. Lösemi (kan kanseri) oranı iki kat daha fazladır (>%120). Lösemi özellikle radyoaktif ışıma ile çok kolay gelişmektedir.

A.B.D.’de toplanan veriler de nükleer tesislerin yakınında yaşayan yetişkinlerin kansere yakalanma oranının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

#13 Salım

Nükleer Santraller bacalarından havaya ve borularından suya radyoaktif maddeler salar.

Her nükleer santralin trityum, karbon, stronsiyum, iyot, sezyum, plütonyum, kripton, argon ve zenon gibi radyoaktif maddeleri havaya salan ve su ve toprağa sızdıran bir havalandırma bacası ve su boruları vardır. Bunlar birikir, zenginleşir, canlı organizmalar tarafından alınır ve bazı durumlarda vücuttaki hücrelere sızarak kansere ve mutasyona sebep olur.

İlgili kurumlar radyoaktif maddelerin havaya ve atık sulara salınmasını onaylamıştır. Aşağıdaki maksimum seviyelere genellikle izin verilir: yaklaşık 1 katrilyon bekerel (Bq) durağan radyoaktif gazlar ve karbon, 50 trilyon Bq trityum, 30 milyar Bq havada radyoaktif parçacık ve yaklaşık 10 milyar Bq iyot-131. Bunlar her nükleer reaktör için yıllık limitlerdir.

Uygunluğunun kontrolü için düzenli denetlemelerle ölçümler yapılır- bundan sorumlu olan santrali işletenlerin kendileridir.

#14 Eksik ışımaya maruz kalma limitleri

Radyasyona maruz kalma limitleri radyasyon yaralanmalarını dışarıda bırakmıyor.

Bugün dahi, izin verilen salım miktarları, genç ve son derece sağlıklı bir erkek olan hayali bir ‘referans insan’ üzerinden hesaplanıyor. Ancak yaşlılar, kadınlar, çocuklar, bebekler ve embriyolar genellikle radyoaktif ışımaya karşı daha hassastır ve bu kesinlikle hesaba katılmıyor.

Başından beridir, hem uluslararası hem de ulusal radyasyon limitleri nüfusun içerisindeki radyasyon yaralanmalarını hesaba katılarak ‘nükleer enerji programlarını daha fazla geliştirebilmek adına manevralar yapabilmek için makul bir alan yaratıldı’.

#15 Düşük doz radyasyon

Düşük dozlu radyasyona maruz kalmak resmi olarak belirtildiğinden daha tehlikeli.

Çok düşük dozlu radyasyon bile sağlığı olumsuz etkiler, ve bu sayısız ülkede, nükleer tesislerde çalışanları da kapsayan, araştırmaların bulgularıyla ortaya konmuştur.

Bu araştırmalar, düşük dozlu radyasyonun sadece küçük zararlar verdiği, hiç zarar vermediği, hatta olumlu etkileri olduğu iddialarını çürütmüştür. Tutucu bir kurum olarak kabul edilen, Amerika’daki National Academy of Science bile yakın zamanda düşük dozlu radyasyonun sağlığı olumsuz etkilediğini kabul etmiştir. Bu bulgular nükleer santrallerin yakınında yaşayan çocuklarda artan kanser oranlarını da açıklar. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre de zararsız (doz) radyasyon yoktur.

#16 Trityum

Nükleer santrallerden çıkan radyoaktif atıklar DNA’ya dahi yerleşir.

Nükleer tesisler havaya ve suya büyük miktarlarda hidrojen (trityum) salar. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler bu maddeyi havadan soluyarak ve de besinlerle içlerine alırlar. Nasıl normal hidrojen ve su ile insan vücudu birleşirse, trityum ve trityum bulaşmış su da aynı şekilde her organa bulaşır ve hatta genlere kadar karışarak hastalıklara ve genetik bozukluklara sebep olabilir. 

#17 Sıcak nehirler

Nükleer santrallerden boşaltılan sıcak atık suyu balıkları ihtiyaç duydukları oksijenden mahsur bırakır.

Nükleer santraller enerjiyi boşa harcar: nehirleri veya denizi atık sularıyla, 33 derece Selsiyusa kadar, ısıtırlar. Bu iki sebepten ötürü balıkların nefes almasını imkansız kılar.

Birincisi, sıcak su çok daha az oksijen taşır. İkincisi ise, sıcak su sebebiyle ölen bitki ve hayvanlar çürüme sırasında ek oksijen tüketirler. Bu tüketim balıklara soluyabilecekleri oksijen bırakmaz.

#18 Radyoaktif işler

Binlerce vasıfsız işçi nükleer santrallerdeki kirli işleri yaparken genellikle radyasyona karşı yeterince korunamıyor.

Bu işçiler taşeron firmalar için çalışır ve işler ‘kızıştığında’ çağırılırlar: nükleer santrallerde binlerce vasıfsız işçi paralarını radyasyon seviyesinin en yüksek olduğu alanlarda temizlik, arındırma ve tamir gibi işlerden kazanıyor.Almanya Çevre Bakanlığı tarafından 1999 yılında yayınlanan istatistiklerde bu geçici işçiler nükleer santrallerde düzenli olarak çalışanlara göre dört kat daha fazla radyasyona maruz kalmaktadır. Bu işçiler için Fransa’da kullanılan popüler bir tabir ‘radyasyon ile yemlenenlerdir’.

İşçiler toz ile dolu nükleer atık torbalarının patlaması, radyasyon yayan varillerin yanında kahve molaları ve reaktör kazanının içerisinde yetersiz koruma ekipmanı ile çalışma gibi olaylar rapor etmiştir. Bazı işçiler ise işe başlamadan önce doza metrelerini kapatmaktadır çünkü maksimum dozu aştıklarında çalışmalarına izin verilmemektedir. Sonuçta hiçbiri işlerini kaybetmek istememektedir.

#19 Yolsuzluk

Nükleer enerji şirketleri karlarını arttırmak için her türlü yasa dışı yola başvuruyor. Bunu yaparken yöneticileri kendi ceplerini doldurmayı da ihmal etmiyor.

Türkiye'ye “en sağlam” nükleer santrali inşa edeceğini söyleyen Rosatom'un başı şimdi Rusya'da belada. Federal savcılar Rosatom'un sahip olduğu makine imalat tesisi Zio-Podolsk'u yolsuzluk ve nükleer reaktörler için düşük standartta üretim yapmakla suçladı. Podolsk'un satın alma müdürü Sergey Şutov hapse atıldı. Şutov düşük kalitede hammaddeyi ucuza kapatıp, aradaki farkı cebe indirmekle suçlanıyor. 

#20 Yetersiz güvenlik

Rusya’daki nükleer enerji endüstrisinin ve mevcut işletmede olan nükleer santralların, inşaat, işletme, malzeme, bakım-onarım, ve nükleer güvenlik konularında dünya standartlarının gerisindedir.

Rusya kendi nükleer güvenlik yönetmenliklerini dahi uygulamamaktadır. Bugün işletmede olan nükleer reaktörlerde meydana gelebilecek tasarım ve ötesi (tahmini tasarım) senaryoları yetersiz. Reaktör içinde ve dışında meydana gelebilecek kazaların analizi yapılmamış. Ayrıca, bazı reaktörlerde hala acil durum otomatik durdurma sistemi yok.

İşletmede olan nükleer reaktörlerde kullanılan ekipman ve malzemelerin depereme karşı dayanıklılığı, Rusya Nükleer Güvelik Yönetmeliği’ne (NP-031-01) uygun değil. Bu ekipman ve malzamelerin doğal feleketlere karşı performansı, deneysel-işletme değerlerine değil, tamamen tahmini tasarıma göre yapılmıştır.

#21 Yaşlanma riski

Bir nükleer santralin işletme ömrü uzadıkça, işletmesi de daha riskli oluyor.

Donanım ve elektronik sistemler sonsuza kadar çalışmaları için tasarlanmazlar – bir nükleer santralde bu süre daha da kısadır. Borular kırılganlaşır, kontrol sistemleri çalışmaz, Pipes become brittle, control systems no longer work, vanalar ve pompalar düzgün çalışmaz. Çatlaklar yayılır, metaller çürür. Ohio, A.B.D.’deki Davis Besse Nükleer Santrali’nde, reaktör kabında 16 cm’lik kalın çelik delindi ve uzun süre fark edilmedi. İç kısımdaki ince bir katman paslanmaz çelik sızıntıya engel oldu.

Bir nükleer santral daha uzun süre işletmede olduğunda ve yaşlandığında işletme riskleri de artar. Bu gerçek raporlanabilir olay istatistikleri ile bildirilmemektedir.

#22 Raporlanabilir olaylar

Almanya’daki nükleer santrallerde her üç günde bir ‘güvenlik olayı’ yaşanıyor.

Federal Radyasyon Koruma Ajansı, her yıl, Almanya’nın nükleer santrallerinden, güvenlik ile ilgili 100 ile 200 arasında olay raporu almaktadır. 1965 yılından beri olan olayların toplamı ise 6000’dir. Her yıl, rapor edilen olaylardan bazıları çok ciddi kazalara sebebiyet verme potansiyeline sahiptir. Bu olaylardan bazıları, Almanya’nın şimdiye kadar ciddi bir kaza yaşamamasının sadece şans olduğunu kanıtlamaktadır.

#23 Kısıtlı yedek parça

Nükleer santrallerdeki tamirat çalışmalarında yeni hatalar kolaylıkla meydana gelebilmektedir.

Nükleer santrallerin çoğu 1974 ile 1989 arasında hayata geçmiştir. Pek çok parçaları artık bulunamamakta, tamirat amacıyla uydurma çözümlere ihtiyaç duyulmaktadır.

Dünya üzerinde nükleer reaktör teknolojisine sahip sınırlı sayıda ülke bulunuyor. Santrallerin bakımında ise bu 6-7 ülkeye (ABD, Fransa, Japonya, Rusya, Kanada ve Çin) ve çoğu zamanda sadece santralin üreticisi olan ülkeye mahkûm kalıyorsunuz. Büyük ve özel parçalarda sınırlı üretim kapasitesi ve bu parçaların genellikle tek veya birkaç adet üretilmiş olması da parçaların tedarik edilememesine bağlı olarak bakım sürelerini uzatıyor.

#24 Taş devri teknolojisi

30 yaşında bir teknoloji- tek seçenek hurdaya çıkartmak!

Dünyadaki mevcut nükleer santrallerin inşaatları 1970 ile 1982 yılları arasında başlamıştır. Aklı başında olan hiç kimse 1970 model bir Anadol’un güvenlik anlamında en gelişmiş teknoloji olduğunu söyleyemez – şok emiciler, frenler değiştirilse, emniyet kemerleri modifiye edilse dahi… veya evdeki Commodore C64’ünü bugünkü standartlara yükselteceğini söyleyen birisine sadece gülüp geçersiniz.  

İşletmecilerine göre, bunun tek istisnası nükleer santraller.

#25 Deprem felaketleri

Nükleer santraller deprem felaketlerine karşı savunmasızdır.

Fukuşima Nükleer Santrali Kazası 2011’de Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında, 11 Mart'da başlayan ve halen sürmekte olan, Fukuşima Nükleer Santrali’nin atmosfere radyoaktif maddeler salmasına sebep oldu. Kaza Çernobil felaketinden sonar dünyanın en büyük ikinci nükleer kazasıdır. Tüm reaktörlerde sorun yaşanması kazayı daha da işin içinden çıkılmaz bir hale soktu. Kilometrelerce alan radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Tahliye çalışmaları yüz binlerce insanı evlerinden etti.

Nükleer santral yapılmak istenen Akkuyu Körfezi de Ecemiş Fay Hattı'nın yanı başında konumlanıyor; Ecemiş Fay Hattı'nın Körfez'den uzaklığı 25 km. 1991 yılında gerçekleştirilen bir araştırma Fay Hattı'nın hala aktif olduğunu ortaya koyuyor. Akkuyu geçmişte büyük depremlerin yaşandığı ve yakın gelecekte de yaşanacağı bir bölge ve Akkuyu Bölgesi'nde 8'den daha büyük bir deprem olasılığı mevcut, gelecek 30 yıl içerisinde 7 veya daha büyük bir deprem olma olasılığı %50 ve 1872 yılında 7,5 büyüklüğünde bir deprem rapor edilmiş.

#26 Uçak kazaları

Nükleer santraller uçak çarpmasına karşı korumasızdır.

Hiçbir nükleer santral ticari bir yolcu uçağının çarpmasına karşı duramaz.

#27 Çöken yeni binalar

Yeni reaktörler bile güvensiz.

Fransız nükleer şirketi Areva tarafından Finlandiya’da inşa edilen ve nükleer endüstri tarafından son teknoloji olarak kabul edilen Avrupa basınçlı-su reaktörü (EPR) bile, çekirdek erimesini de barındıran ciddi kaza riskleri taşımaktadır. Ciddi miktarlarda radyoaktif maddenin çevreye salınma riski vardır. Finli, İngiliz ve Fransız nükleer enerji otoriteleri reaktörü kontrol eden ve acil bir durumda güvenli şekilde kapatması gereken sistemi o kadar riskli buldu ki hepsi karşı çıktı.

Bu süper-güvenli olduğu iddia edilen yeni reaktör basit bir uçak kazasına karşı bile dayanamıyor. İnşaatı durdurmak yerine, Fransız hükümeti sözkonusu raporu gizli askeri belge olarak ilan etti.

#28 Sigorta kapsamı

Toplamda 50 arabanın sigorta kapsamı bir nükleer santralinkinden daha iyidir.

Almanya’da olası en kötü durumda bir kazada sıhhi, maddi ve finansal kayıpların toplamı ekonomik olarak 2,500 ile 5,500 milyar avro arasında hesaplanıyor. 1992 yılında Alman Liberal Demokratların kontrolünde iken Federal Ekonomi Bakanlığı için bu araştırmayı yapan Prognos AG bu rakamlara ulaşmıştır.

Toplamda, bütün nükleer santral işletmecilerinden alınacak mali sorumluluk sigortası sadece 2.5 milyar euro, bir başka deyişle toplam hasarın sadece %0.1’idir. Bir arada, bir nükleer santralin otoparkına park etmiş 50 arabanın sigorta kapsamı santralin kendisinden çok daha iyidir!

#29 Olası en kötü kaza

Olası en kötü kaza hemen her an gerçekleşebilir.

1989 yılında yayınlanan "Deutsche Risikostudie Kernkraftwerke Phase B" (Alman Nükleer Santral Risk Araştırması, Faz B)Batı Almanya’daki nükleer santrallerde teknik aksaklık kaynaklı olası en kötü kazanın gerçekleşme oranını yıllık olarak %0.003 olarak hesapladı. Bu oran az görünebilir ancak (2007 rakamlarına göre) sadece Avrupa’da 146 nükleer santral bulunuyor. Bu santrallerin 40 yıllık bir ortalama ömrü olduğunu da düşünürsek, olası en kötü kaza riski %16’nın üzerine çıkıyor. Eskimeye bağlı olan pek çok kaza senaryosu ve tehlikeli eksikler bu hesaplamaya katılmamıştır. Ya da Harrisburg’daki (Üç Mil Adası) ve Çernobil’deki gibi insan kaynaklı kaza olasılığı hiç katılmamıştır.

#30 Güvenlik sıralaması

Alman nükleer santralleri uluslar arası sıralamada bile güvenli değil.

Alman nükleer santralleri ‘ dünyadaki en güvenliler arasındadır’? Bir daha düşünün! 1997 yılında OECD tarafından yayınlanan nükleer güvenlik üzerine uluslararası bir raporda referans olarak alınan Alman santrali (Biblis B) çekirdek erimesine karşı koruma düzeyi olarak en kötüsü olarak belirlenmişti.

Uzmanlar hidrojen yanmasını çok olası ve çelik koruma kabının tutarsız olduğu sonucuna varmıştı: Biblis’te ‘bir çekirdek erimesi durumunda büyük ölçekli bir çökme riski’ çok yüksek.

#31 Şiddetli fırtınalar

Bir fırtına bile nükleer felakete sebep olabilir.

Reaktör çalışırken yaşanacak bir güç kesintisi, mesela acil durum güç kaynağına ihtiyaç duyulacak bir durum, en tehlikeli durumlardan biri olarak kabul edilir. Eğer acil durum güç kaynağı düzgün şekilde çalışmazsa, kısa bir süre sonra soğutma sistemleri doğru şekilde çalışmayacaktır ve ortaya çekirdek erimesi riski çıkacaktır. Basit bir fırtına böyle bir felakete sebep olabilir.

Sel riski de bulunmaktadır: Atlantik sahilinde bulunan Fransız Blayais nükleer santralinde, sıkça rastlanan sel olayları kısmi soğutma sistemi arızalarına sebep olmaktadır.

#32 Açgözlülük

Buna hiç şüphe yok: nükleer santrallerde kar güvenlikten daha önemli- patlamalardan sonra bile.

Ölümcül beyaz yüzleriyle, bir grup denetçi 2002 yılının başlarında Brunsbüttel nükleer santralini terk etti. Reaktörün basınç tankının yanında bir boru fark etmişlerdi- daha doğrusu kalıntılarını: 25 parça halindeki artıklar. 14 Aralık 2001’de bir hidrojen patlaması 5’e 8 mm kalınlığındaki borunun 3 metrelik kısmını parçalamıştı.

İşletmeci şirket HEW(şimdi Vattenfall), olayı ‘kendiliğinden gelişen bir yalıtım sızıntısının’ boruyu bloke ettiğini rapor etti- ancak reaktörü çalıştırmaya devam etti. Sonuçta kaza, elektrik fiyatlarının tavan yaptığı kış sezonunda gerçekleşmişti. Ancak Kiel’deki Sosyal İlişkiler Bakanlığı HEW’in üzerinde çok büyük bir baskı kurunca reaktör denetimlerin yapılabilmesi için Şubat ortasında kapatılabildi. Santral gerekli çalışmaların yapılabilmesi için 13 ay kapalı kaldı.

#33 İnsan faktörü- bir güvenlik açığı

İnsanlar hata yapar, ancak bu, bir nükleer santralde ölümcül olabilir.

Yanlış konumda bırakılmış vanalar, gözden kaçan alarm sinyalleri, anlaşılamayan talimatlar, unutulan düğmeler, yanlış hareketler – teknolojiden veya parçalardan değil de insan hatalarından kaynaklanan ve nükleer santrallerde onlarca tehlikeli duruma yol açan vaka vardır. İnsan faktörü hiçbir zaman ölçülemeyecek riskler barındırır.

Ancak bir kaza durumunda, tam da bu insanlara (nükleer santral çalışanları) bir çekirdek erimesini engellemeleri için normal santral işletme prosedürlerinden farklılaşan önemli güvenlik önlemlerini uygulamaları için güvenilir. Nükleer enerji %100 hatasız, var olmayan mükemmel insanlara gereksinim duyar- ancak daha da kötüsü bir kaza durumunda aşırı stresli durumlarda çalışmak zorunda kalırlar.

#34 Borik asit

Bazı nükleer santral işletmecileri yıllarca sistematik olarak işletme yönetmeliklerini ihlal etti.

Philippsburg nükleer santrali, acil durum tanklarında, bir kaza durumunda reaktör kalbine boşaltılması gereken, yeterli bor konsantresi olmadan çalıştırıldı ve 17 yıl boyunca bu şekilde devam etti. Eğer bir acil durumda yeterli bor oranı olmayan su reaktör kalbine doldurulursa bu ateşe benzin dökmekten farksızdır.

İşletmeciler bunu hiç umursamadı. Bunun yerine, işletme yönetmeliklerinde bulunan bu kuralı bile isteye ihlal ettiler. Yapılan incelemelere göre, başka nükleer santrallerde de birkaç yıldır, acil durum soğutma sistemlerinde yeterli bor konsantresi olmadığı için, sistemler tam randımanla çalışmıyordu.

#35 Sphagetti sendromu

Elektrik sistemlerindeki hatalar nükleer santrallerde çok yaygındır- sonuçları ise ölümcüldür.

2006 yazında, Avrupa çok tehlikeli bir nükleer felaket ile burun buruna geldi. İsveç’teki Fosmark Nükleer Santrali’nde bir kısa devre ile sistemlerin kapanmasından sonra, kablolama tasarım hatalarına bağlı olarak, acil durum güç üniteleri çalıştırılamadı.  Sadece birkaç dakika sonra çekirdek erimesi gerçekleşebilirdi. Bu münferit bir olay değildir: Brunsbüttel’de açıldığı 1976’dan beri devam eden elektrik sistem hataları acil durum ve ikincil soğutma sistemlerine acil durum güç kaynağının yeterli enerji sağlamasını engelledi. Biblis nükleer santralinde, yanlış bağlantılar, açık kablolar ve kötü elektrik işleri rapor edildi.

#36 Çernobil’den daha kötü

Akkuyu’da kurulacak nükleer santralde olası en kötü kazanın doğuracağı sonuçlar Çernobil’den çok daha kötü olacak.

Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santralin kalbinde Çernobil’de olduğu gibi, yanma riski taşıyan grafit bulunmayacak. Bu sebeple patlamadan sonra radyoaktif bulutlar Çernobil’de olduğu gibi yüksek hava katmanlarına ulaşmayabilir. Ancak radyoaktif kirliliğin etkileyeceği alan birkaç yüz kilometre daha fazla olacak. Türkiye’nin, özellikle Adana ve Mersin bölgelerinin nüfus yoğunluğu Çernobil’e göre çok daha fazladır. Kaza sonrasında Ankara'da yaşayan bir insan bir yılda alması gereken radyoaktif dozun 60 katını bir ayda alacak. 

#37 Milyonlarca kanser vakası

Türkiye’de de Çernobil’den yayılan radyasyon nedeniyle kanser vakalarında artış olduğunu, Türk Tabipleri Birliği’nin geçen yıl yaptığı bir araştırmaya göre bu nükleer kazadan en ağır biçimde etkilenen Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Hopa’da ölümlerin %47,9’unun kansere bağlı olduğunu, biliyoruz.

Radyasyon, tiroid kanseri, lösemi (kan kanseri), akciğer ve kemik kanserleri gibi pek çok kanser türüne neden olur. Radyasyon, çocukların sağlığı üzerinde çok daha ciddi bir tehlike oluşturur. Çocukluk çağı kanserleri meydana gelir. Radyasyon, erkek ve kadında kısırlığa yol açar. Radyasyon, hamileler için de en önemli tehlikelerden biridir. İlk aylardaki düşüklerin, sakat doğumların ve doğuştan gelen hastalıkların en önemli nedenlerinden biridir.

Bugün çevreye yayılan radyasyonun en önemli kaynağı ise nükleer santrallerdir.

#38 Evlerini kaybedenler

Olası en kötü kaza durumunda, on binlerce kilometre karelik alan kalıcı olarak boşaltılacak.

Akkuyu’da gerçekleşebilecek olası en kötü kaza durumunda milyonlarca insan evlerini ve işlerini terk etmek zorunda kalacak. Bu insanlar nerede yaşayacak, nerede çalışıp, nerede yuva kuracak? Sağlık sorunları ile kim ilgilenecek? Yaşadıkları kaybı kim karşılayacak? Büyük enerji şirketleri mi? Tabiki hayır – onlar çoktan iflas etmiş olacak.

#39 Tahliye

Büyük bir bölgeyi sadece birkaç saatte tahliye etmek imkânsızdır.

Nükleer santraller için hazırlanan acil durum planları, işletmecilerin kazadan sonra radyoaktif bulutları günlerce reaktörün içinde tutacağını öngörür- yerel halkı tahliye edecek zamanı yaratmak amacıyla.

Peki ya bir uçak kazası, deprem veya patlama nükleer santrali yıkarsa? Ya Akkuyu’da dakikalar içerisinde çekirdek erimesi gerçekleşirse? Böyle bir durumda, havaya da bağlı olarak, büyük bir bölgeyi boşaltmak için sadece saatler olacak.

Yeni yayılım simülasyonları gösteriyorki, birkaç saat içinde radyasyon o kadar hızlı yayılıyor ki, birkaç saat içinde santralden 25 kilometrelik uzaklıktaki bir evde, ihtimallerin %50’sinde durum ölümcüldür. Ancak radyoaktif bulutlar orada da durmayacak, ve nükleer santralin uzağındaki diğer bölgelerde tahliye planları da olmayacak.

#40 İyot eksikliği

İyot tabletleri, ihtiyaç duyulduğunda, almak için evden çıkılmasını gerektiryorsa faydasızdır.

Bir nükleer kaza durumunda, iyot tabletleri radyoaktif iyota maruz kalmayı azaltabilir ancak bu tür tabletler sadece nükleer santrallerin yakınındaki evlere dağıtılır. Diğer bütün bölgelerde iyot tabletleri yetkili merkezlerde saklanır ya da dışarıdan getirtilmesi gerekir. Acil durum planlarına göre evlerini terk etmemeleri gereken insanların bu tabletleri almaya gitmeleri oldukça zordur.

Kazadan ancak 8 saat önce verilmesi halinde İyot alımının etkisi tam olabilir.

#41 Ekonomik çöküş

Bir nükleer kaza ekonominin de çökmesine neden olur.

Ciddi bir nükleer kazanın (uzun vadeli/nesiller arası sağlık etkilerine ve ölümlere, kara ve denizde radyoaktif kirliliğe ve yıllar boyu süren toplu tahliyelere yol açan) maliyeti, kazanın sonuçlarının getireceği manevi yıkım bir yana, gayri safi milli hasıla rakamlarının katları büyüklüğünde tahmin edilmekte olup hiçbir sigortayla teminat altına alınabilecek durumda değildir.

#42 Nükleer atık dağları

Nükleer enerji büyük miktarlarda atık üretir.

Ortalama bir nükleer reaktör yıllık 25-30 ton arası atık üretiyor. Bugüne kadar dünya üzerinde üretilmiş 200,000 ton atık bulunuyor. Bunların üçte biri, yaklaşık 80,000 tonu tekrardan işlendi. Bu işlem büyük miktarda radyoaktif atığın denize ve havaya salınması sebebiyle insan sağlığına ve çevreye yönelik büyük riskler taşırken bu işlemin yeni nükleer silahlara izin vermesi de cabası.

#43 Atık saklama ile ilgili büyük yalan

Bugüne kadar tek bir gram atık dahi güvenli şekilde kalıcı olarak saklanamamıştır.

Nükleer atıklar ‘yiyeclerinizi taze tutmanıza yardımcı olacak’- bu sözler 1950’lerin ortalarında uzmanlar tarafından nükleer atıkların ne olacağı sorusuna cevap olarak veriliyordu. Atık sorununu umursamadan birbiri ardına reaktörleri inşa etmeye devam ettiler. Bugüne kadar, milyonlarca tonluk radyoaktif atıktan tek bir gramı bile güvenli şekilde kalıcı olarak saklanamamıştır.

#44 Teknik çözüm yok

Depolama problemine henüz tek bir teknik çözüm dahi bulunamadı.

Nükleer fizyonun keşfinden 70 yıl sonra hala, nerede saklanacaklarını bir kenara bırakın, yüksek düzeyde radyoaktif atıkların insanlık ve çevre için büyük riskler teşkil etmeden, nasıl saklanacağını dahi keşfedemedik.

Nükleer lobinin bize inandırmaya çalıştıklarının aksine, nihai atık saklama çözümünün bulunamamış olması sebebiyle güvenlik sorunları bununla bağlantılı olarak artmaktadır. Mesela, A.B.D. yakın zamanda Yucca Dağı depolama projesini insan sağlığına ve çevreye karşı oluşturduğu riskler sebebiyle askıya aldı. İsveç’in nükleer atıkları granit kayalarının içinde saklama projesi de askıya alındı (bkz. #61).

#45 1,000,000 yıl

Nükleer atıklar bir milyon yıl boyunca radyoaktif tehdit oluşturur.

Nükleer santraller tarafından üretilen radyoaktif atıkların radyoaktivitelerinin büyük ölçüde yok olması yaklaşık bir milyon yıl alır. Bu inanılmaz derecede uzun süre boyunca atıkların insanlardan ve atmosferden uzak tutulmaları gerekir. Eğer Neanderthaller bundan 30,000 yıl önce nükleer enerji kullanmış ve atıklarını gömmüş olsalardı, bu atıklar hala daha ölümcül dozda radyoaktivite yayıyor olacaktı- bizim de bu noktalardan haberdar olarak onları hiçbir koşulda kazmamamız gerekecekti. 

#46 Asse II nükleer atık çöplüğü

Sadece 20 yıl sonra, Asse atık tesisi pilot projesi sele kapılmak ile karşı karşıya.

Asse II ‘pilot atık tesisi’ne 1967 ile 1978 yılları arasında nükleer endüstriye ve araştırmalara ait 126,000 varil nükleer atık- neredeyse maliyetsiz olarak kabul edildi. Uzmanlar hararetle bu eski tuz madeninin binlerce yıl boyunca güvenli olacağını savunurken, su basmasını hesaba katmıyordu.

20 yıl sonra, 12,000 litre su her gün tünellere akmaktadır. Bugün, bazı varillerde sızıntı yaşanırken, maden çökmenin eşiğine gelmiştir.

Yer altı sularının yoğun olarak kirlenmesini engellemek için, bütün atıkların tekrardan çıkartılması gerekmektedir. Bu işlemlerin maliyeti yaklaşık olarak 4 milyar euro olarak tahmin edilmektedir. Ancak, bu maliyeti yaratanlar değil vatandaşlar karşılayacak. Tam da bu amaçla yönetimde olan Hristiyan ve Sosyal Demokratlar 2009 yılında nükleer enerji yasasını çıkarttı. Asse II, teklif edilen büyük ölçekli bir proje olan Gorleben tuz kubbesinin öncülü olarak resmiyette ‘pilot projeydi’.

#47 Nükleer atıklar için daimi depolama yok

Dünyanın hiçbir yerinde yüksek düzeyde radyoaktif atıklar için daimi depolama çözümü bulunmamaktadır.

Nükleer atıklar için oluşturulacak daimi depolama alanı aşırı derecede uzun bir süre boyunca jeolojik olarak dayanıklı olmalıdır. Saklanan atıklar ve muhafazaları çevre ile hiçbir şekilde kimyasal olarak etkileşime geçmemelidir. Seçilen konum biosferden, potansiyel hammadde kaynaklarından ve insanlardan uzak olmalıdır. Bölgede bulunan hiçbir yer altı suyu denize karışmamalıdır.

Hiç kimse küresel çapta böyle bir konum keşfedebilmiş değil. Daha büyük soru işareti ise böyle bir yerin var olup olmadığı.

#48 Benim şehrimde değil

Hiç kimse nükleer atıkları istemiyor.

Greenpeace’in A&G araştırma şirketine yaptırdığı kamuoyu araştırması sonuçları, Türkiye’nin nükleer istemediğini somut bir şekilde ortaya koydu.

Araştırmada sonuçlarına göre, halkın %86,4'ü nükleer santrale yakın bir yerde yaşamak istemediği yönünde görüş belirtiyor.

#49 Akkuyu’nun nükleer atık sorunu

Akkuyu’daki nükleer atıklara ne olacağı belli değil.

Yasal mevzuatta nükleer santral kurulması, işletilmesi, atıkların bertaraf edilmesi konusunda boşluklar var. TAEK’in Radyoaktif Atık Madde Yönetmeliği’nin henüz taslak aşamasında olması nedeniyle ÇED başvuru dosyasında atık yönetimi konusunun detaylı hiçbir bilgi yok

Rus şirket tarafından hazırlatılan başvuru dosyasında nükleer atık sorununun küçüsenmektedir. Soruna çok az değinilirken, yuvarlak cümlelerle geçiştirilmeye çalışılmaktadır.

#50 Büyük yeniden işleme yalanı

Atıkların sözde yeniden işleme işlemi daha da fazla atık çıkartmaktadır.

"Yeniden işleme santrali" – bu terim gerçek anlamda bir geri dönüşüm merkezinden bahsedildiği izlenimini veriyor. Aslında tekrar işlenen nükleer atığın sadece %1’i yeniden kullanılıyor: plutonyum. Gerçek şu ki tekrar işleme daha da fazla nükleer atığın ortaya çıkmasına sebep oluyor. Fransa’da yeniden işleme santralleri basitçe "usines plutonium" (plutonyum fabrikaları) olarak adlandırılıyor.

Dahası, yeniden işleme santralleri dünyanın en kötü radyoaktif kirleticileridir. Yeniden işleme sonucu ayrıştırılan plütonyum barındıran MOX yakıtı üretimi, taşınması ve kullanımı sırasında çok daha büyük riskler taşır. Ayrıca, "plutonyum fabrikaları" nükleer füzeler için hammadde sağlar.

#51 Kumsallarda nükleer atık

Yeniden işleme santralleri radyoaktif kirleticilerdir.

Fransa La Hague’da ve İngiltere’deki Sellafield’daki yeniden işleme santralleri havaya, kanallara ve İrlanda Denizi’ne büyük miktarlarda radyoaktif maddeler salmaktadır. Bu tesislerin yakınında oturanlarda lösemi oranları ulusal ortalamaların on kat üzerindedir.

Birkaç yıl önce, Greenpeace Sellafield’ın atık borularından çamur örnekleri topladı. Almanya’ya döner dönmez bu örnekler uzmanlar tarafından fark edildi- çünkü bu örnekler nükleer atıktı.

#52 Büyük yeniden işleme yalanı II

Fransa ve İngiltere’deki yeniden işleme tesislerinde büyük miktarlarda nükleer atık saklanmaktadır.

Geçtiğimiz birkaç on yılda, nükleer santral işletmecileri binlerce ton kullanılmış yakıtı La Hague ve Sellafield yeniden işleme santrallerine gönderdi. Bunlardan sadece çok küçük bir kısmı atıkların istiflenerek bekletildiği Almanya’daki Castor’a geri gönderildi.

#53 Granitteki çatlaklar

Granit dahi nükleer atıklar için fazla esnektir.

Dünyada en gelişmiş olarak kabul edilen, İsveç’in depolama fikri, gerçek dünya koşullarında mümkün olmadığını kanıtlamıştır: 1.6 milyon yıldır hareket etmediği iddia edilen kayalarda deprem izlerine rastlamıştır. Sadece son 10,000 yılda, büyüklükleri Richter ölçeğinde 8’e ulaşan 58 deprem gerçekleşmiştir. Neyse ki, o dönemde kimse, kayalara nükleer atık depolamamıştı.

#54 Radyoaktif tencereler

Nükleer santraller tencerelere dönüştürülmektedir.

“Ben bir nükleer santraldim” – bu açıklama belki de gelecekte tava ve tancerelerin üzerine basılabilir. Nükleer yapıların söküm maliyetlerini düşürmek amacıyla, ‘Kırmızı-Yeşil’ hükümet Alman radyasyon koruma yasalarını indirdi. Sökülen radyoaktif parçalar ‘evsel atık’ olarak atılmış ve hatta geri dönüştürülmüş olabilir.

Afiyet olsun!

#55 Nükleer atıklar Rusya’ya

Gronau uranyum zenginleştirme tesisindeki atıklar Rusya’ya atılıyor.

Urenco, işlettiği Gronau zenginleştirme tesisinden binlerce ton atık uranyumu Rusya’ya gönderdi. Resmi olarak, ‘nükleer yakıt’ sınıflandırması yapılan radyoaktif atıklar Ural Bölgesi’ndeki çürümüş muhafazaların açıkta bekletildiği ‘insansız şehirlere’ atıldı.

Ancak, Rus nükleer şirketi Tenex, bu değerli olduğu iddia edilen maddeler için hiçbir şey ödemedi. Aksine, Urenco bu kirli maddelerden kurtulmak için üstüne para ödedi.

#56 Ay ışığı fantezileri

Ay çok uzaklarda.

İlk başta nükleer atıklar hiçbir sorun yaratmayacak dediler. Daha sonra biliminsanları atıklarla ilgili bir dizi yaratıcı fikir ile geldiler: yeraltında yatmaları, nükleer göletlerde biriktirmek, yeraltı sularına karıştırmak, nehirlere salmak, denizlere atmak, çöllerde biriktirmek. Yere delikler açmak, eski sığınaklarda ya da kaynaklanmış çelik kutularda saklamak, Kutup buzullarında dondurmak, uzaya veya aya fırlatmak.

Sonuncusu biraz uzakta olduğu için, bu fikirden vazgeçildi. Başkaları ise geçmişte uygulandı veya hala uygulanıyor.

#57 Nükleer simya

Transmutasyon da nükleer atık sorununu çözmüyor.

Bazıları transmutasyonu (dönüştürmeyi) nükleer atık sorununa evrensel bir çözüm olarak görüyor. Nötronların dönüşümü, zaten artık radyoaktif olmayan kısa ömürlü izotoplara veya maddelere göre uzun sürer. Bu amaca ulaşmak için önce radyoaktif karışım doğru şekilde bileşenlerine ayrıştırılmalıdır. Daha sonra her bileşene, özel olarak üretilmiş bir reaktörde aşırı derecede enerji tüketerek, özel uygulamalar gerçekleştirilmelidir. Sonuç olarak: işlem aşırı derecede karmaşık, tehlikeli ve pahalıdır; teknik olarak mümkünatı da bir soru işaretidir. Ayrıca, işlemin sonunda dahi arta kalan nükleer atıklar bulunmaktadır.

#58 Arz Güvenliği

Nükleer santraller güvenilir elektrik arzının tam karşısındadır.

Nükleer enerjiden elektrik üretimi – kolaylıkla ışıklarınızın sönmesine neden olabilir. Güvenlik sorunları yüzünden Biblis A Nükleer Santrali 2007 yılında bir tek kilowatt saat bile üretmedi. Aynı dönemde, Biblis B 13,5 aydır çalışmamıştı. 2009'un başlarında, her iki santral de yeniden sırasıyla  13 ve 9 aylığına kapatıldı. Ve hem Krümmel hem de Brunsbüttel santrallerinin zaten üç yıldır bağlantıları kesilmişti.

2007 ve 2009 yıllarının bazı bölümlerinde, 17 reaktörden 7'si bakım amacıyla kapatıldı. Ayrıca, nükleer santraller yazın yararsız hale geliyor, çünkü nehirlerdeki aşırı ısınma nedeniyle çıktılarının azaltılması gerekiyor.

#59 İhtiyaç fazlası

Nükleer Santraller Gereksizdir

Almanya 2007 ve 2009 yıllarında, 17 reaktöründen 7'si kapalı olduğunda bile büyük miktarlarda elektrik enerjisi ihraç etti. Hem Federal Çevre Ajansı hem de Federal Ekonomi Bakanlığı, birbirinden bağımsız olarak gerçekleştirilen iki araştırmada elde edilen elektrik enerjisi açığı yoktur sonucunu onayladı. Nükleer enerji üretimi aşamalı olarak azaltılsa bile ışıklar kararmayacak. Nükleer santrallerin kapatılması yenilenebilir enerji üretimi, enerji verimliliği programları ve kombine ısı ve enerji sistemleri ile telafi edilebilir.

#60 Sera Gazı Etkisi

Nükleer Enerji Karbon üretir

Uranyum madenciliği, uranyum cevheri işleme ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri iklimimiz için oldukça zararlı olan ciddi miktarda sera gazı salımına neden olur ki bu da nükleer santrallerin karbon ayak izinin bugün bile rüzgar enerjisinden ve hatta küçük ölçekli doğal gazlı kombine ısı ve güç santallerinden bile daha yüksek olmasının nedenidir. Gelecekte, bu durum daha da kötüye gidecek: cevher içindeki uranyum oranı azaldıkça, uranyum madenciliğinin kullandığı (fosil) enerji miktarı artacak.

#61 İklim Koruma

Nükleer Enerji İklimi Kurtarmaz

Nükleer enerji küresel enerji tüketiminin sadece %2'sinden biraz fazlasını karşılar. Böyle niş bir teknolojiyle iklimi kurtaramayız.

Aksine, nükleer enerji yenilenebilir enerji sektörünün yayılmasını, enerji geçişlerini önler, elektrik israfını tetikler ve sürdürülebilir, gelecekte de yararlı olacak enerji sistemeleri üretmek için ihtiyacımız olan maddi imkanları elimizden alır.

#62 Verim mi? Ne verimliliği?

Nükleer Enerji Tam Bir Enerji İsrafıdır

Fiziksel nedenlerle, nükleer santraller nükleer fisyon sayesinde açığa çıkan enerjinin sadece üçte birini elektrik enerjisine dönüştürebilir. Kalan üçte iki nehirleri ve atmosferi ısıtarak çevreyi etkiler. Kömürlü termik santraller bile daha verimlidir.

#63 Elektrik İsrafı

Nükleer Enerji Enerji İsrafını Tetikler

Nükleer santraller sadece sürekli çalıştırılırlarsa karlıdır. Ancak geceleri, daha az elektrik enerjisine ihtiyacımız var. Hiç şüphe yok ki büyük nükleer şirketleri on yıllardır elektrikli gece depolama ısıtıcılarının reklamını yapıyorlar, ancak bu sistemler çoğunlukla kışın kullanılıyor. O zaman nükleer enerjiyi yazın nerede kullanacağız? Fransız grup, Électricité de France (EdF), endüstri lideri, bu amaçla parlak bir iş fırsatı geliştirdi: -evet tahmin ettiniz- klima sistemelerini teşvik ediyorlar.

#64 Sübvansiyonlar

Nükleer Endüstriye Milyarlarca Sübvansiyon akıyor.

Nükleer teknoloji araştırma geliştirmeleri devletler tarafından fonlanır. Pek çok vergi verenin parası nükleer yıkıntıların yok edilmesince takip edilen, ilk nükleer santralleri inşa etmek için kullanıldı.

Buna vergi dışı gelir miktarını, devlet hibelerini, nükleer atıkların rehabilitasyonu maliyetlerinin karşılanmasını, devlet kredilerini ve ihracat  kredisi garantilerini de ekleyin. 1950'den 2008'e, doğrudan ve dolaylı sübvansiyonlar 165 milyar avroyu buldu; 93 milyar avro daha harcanması bekleniyor.

Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu (EURATOM) nükleer endüstriye 400 milyar avro dağıttı. Ayrıca vergi verenlerin parasıdan yaklaşık 200 milyon avro yeni nükleer projeleri ve araştırmaları fonlamak için kullanılıyor.

#65 Vergisiz Yakıt

Uranyum tüketimi vergiden muaf

Şimdiye kadar, uranyum vergiden muaf bir yakıt oldu – büyük nükleer oyuncular için yıllık milyarlarca avro değerinde bir imtiyaz. Nükleer işletmecileri de nükleer yakıt üretimi sırasında meydana gelen sera gazı salımları için karbon sertifikası satın almak zorunda değil.

#66 Vergisiz Temin

Büyük nükleer işler  gelirlerinin milyarlarca avrosunu vergi olarak ödemekten muaf.

On yıllardır, nükleer santral işleticileri cömert vergisiz teminlerden nükleer santrallerin sökümü ve radyoaktif materyallerin depolanması için faydalanıyor. Hatta birikmiş faizler dahi vergiden muaf. Bunun yerine, bu miktarı (şu anda yaklaşık olarak 28 milyar avro) diğer şirketleri elde etmek ve yeni iş yatırımları için  'savaş parası' olarak kullanıyorlar.

Faiz muafiyeti yüzünden, Federal Finans Bakanlığı şimdiye kadar 8.2 milyar avro değerinde gelirini kaybetti.

#67 Araştırmaların frenine basmak

Terk edilmiş nükleer tesisler federal araştırma bütçelerinin milyarlarca avrosunu öğütüyor

Araştırma ve eğitim amaçlı reaktörler, pilot ve gösteri santralleri, hızlı besleyici, sıcak hücreler, bir pilot yeniden işleme santrali: Federal Alman hükümeti tek başına 1950li yıllardan bu yana nükleer araştırma ve teknolojisine milyarlarca avro yatırım yaptı. Uzun zaman önce kapatılmalarına rağmen, bu reaktör kalıntıları hala federak bütçenin büyük bir kısmını götürüyor.

Bu zamana kadar, Federal Araştırma Bakanlığı yıkım, atıkların temizlenmesi ve imha edilmesi için yaklaşık üç milyar avro ödemek zorunda kaldı. Aynı miktar harcamanın önümüzdeki yıllarda yapılacağı beklentisi var- yani bilim ve araştırma için var olmadığı söylenen para.

#68 Kâr Temdidi

Sadece büyük elektrik enerjisi oyuncuları nükleer santrallerin uzun işletim sürelerinden yararlanıyor.


Alman nükleer satrallerinin nominal değerleri azaltıldı, bu yüzden de ucuz elektrik kaynağı oldular. Hepsi bu durumda çünkü teminler vergiden muaf olurken, taahhüt yükü ve yakıt vergisi de yok. Konunun özü: tüketiciler herhangi bir etkisini hissetmiyorlar.

Sözün özü: sadece büyük enerji sağlayıcıları, kendi eski santrallerinin üretimleri sayesinde nükleer enerjinin kârından faydalanır – nükleer santraller ne kadar uzun üretim yaparlarsa o kadar karlı hale gelirler. 2002'den 2007'ye, EnBW, E.ON, RWE ve Vattenfall karlarını üçe katladı.

Soru: Elektrik enerjisi fiyatları herhangi bir yerde düştü mü?

#69 Elektrik Enerjisi Fiyatları

Nükleer enerji fiyatları yukarı çekiyor

Elektrik enerjisi fiyatları yıllardır yükseliyor – nükleer enerji üretimine rağmen. Bunun en önemli nedenlerinden biri Leipzip enerji kurundaki elektrik enerjisi arzını kontrol altında tutan dört büyük enerji sağlayıcısının pazar gücüdür. 2002 yılından 2008 yılına,  EnBW, E.ON, RWE ve Vattenfall hemen hemen 200 milyar avro kar elde etti. Aynı sürede, elektrik enerjisi fiyatlarını %50'den fazla artırdılar.

Nükleer santraller büyük şirketlerin pazar gücünü idame ettiriyor ve milyarlık karlarını garanti altına alıyor. Bunun aksine, yenilenebilir enerjilerin fiyat azaltıcı bir etkisi ( price-dampening effect) var. Rüzgar enerjisi merit-order effectin sonucu olarak tüketicilerin yıllık bir kaç milyar avro tasarruf etmesini sağlıyor.

Eğer nükleer enerjiye sağlanan büyük faydalar ve sübvansiyonlar olmasa (örneğin nükleer santrallerin sorumluluk teminatı için gerçekçi bir tutar belirlense, teminlere vergi konulsa ya da yakıt vergisi getirilse) nükleer enerji ciddi şekilde pahalı hale gelir. 1992 yılında Basel merkezli Prognos AG kilowatt saat başına 2 avro gibi gerçekçi bir fiyat hesapladı.

#70 Ticari olarak uygulanabilir değil

Yeni nükleer santraller ticari olarak uygulanabilir değil.

Geçtiğimiz 20 yılda, toplam enerji santrali kapasitesi aynı dönemde binlerce megawatt artmış olmasına rağmen, pazar ekonomilerinde çok az yeni nükleer santral siparişi verildi. Bu trend gösteriyor ki yeni nükleer santraller ticari olarak uygulanabilir değil.

Bu durum ne Fransa ne deFinlandiya'daki yeni iki nükleer santral inşaatı için de değişmiyor.  Fin reaktör sübvanse edilmiş sabit bir fiyatta ucuz bir teklifti (Bavyara eyaleti tarafından  Bayerische Landesbank tarafından verilen uygun vadeli kredilerle desteklendi) ama maliyetler çok arttı. Fransa'da nükleer endüstri (AREVA) ve tek elektrik sağlayıcı (EdF) hükümet tarafından kontrol ediliyor, bu da pazar ekonomisi etmenin öneminin nasıl bu kadar azaldığını gösteriyor.

Bir E. ON yönetici açıkça kabul ediyor: “Devlet fonları olmadan nükleer enerji imkansız.”

#71 Özgürlükten mahrumiyet

Nükleer enerji bizi özgürlüğümüzden mahrum bırakır ve insan haklarını kısıtlar.

Ne zaman Akuyu’daki veya Sinop’taki nükleer enerji planlarına karşı birileri eylem yapsa veya protestolar gerçekleştirilse, güvenlik güçleri bu demokratik hakkı insanların elinden alıyor. Mahkemeler eylemcileri 3-5 yıllık mahkumiyet istemiyle yargılıyor.

#72 Yaşama hakkı

Nükleer enerji temel yaşam haklarını ihlal eder.

Nükleer enerji temel yaşam hakkımıza ve bedensel bütünlüğümüze karşı tehdit oluşturur. Almanya’da Federal Anayasa Mahkemesi ‘Kalkar’ davasında nükleer santrallerin çalışmasını ‘insan haklarının dinamik olarak korunması’ ile ilintili buldu.

Karara göre, birincil zorunluluk bütün güvenlik önceliklerinin bilimsel ve teknolojik olarak en gelişmiş olana göre belirlenmesidir. Ayrıca, reaktörler muhtemel bütün risk ve tehlikelerden korunmalıdır. Bu iki gereklilik de karşılanamamaktadır. Bu gerçeğe rağmen, hiçbir güvenlik yetkilisi nükleer santral işletme iznini iptal etmemiştir.

#73 36 yıllık bölünmüşlük

Nükleer enerji yıllardır toplumu bölüyor.

Nükleer enerji planlarının ilk yapıldığı 1976 yılından beridir. Toplum içerisinde nükleer enerji üzerine yoğun tartışmalar yapılmaya devam ediyor. Nükleer enerjinin taşıdığı kabul edilemez tehlikeler, çevreye ve insanlara verdiği zararlar sebebiyle nükleer enerjiden tamamen vazgeçilene kadar bu tartışmalar devam edecek.

#74 İnsanları aptal yerine koymak

On yıllardır hükümetler ve nükleer endüstri ‘eğer nükleer enerjiye geçmezsek karanlıkta kalacağız’ yalanını tekrar etmeye devam ediyor.

Türkiye’de ne zaman nükleer enerji planları tozlu raflardan indirilse Enerji Bakanları çıkıp ‘eğer nükleer enerjiye yatırım yapmazsak önümüzdeki yıllarda karanlıkta kalacağımızı’ söylüyor. Bu ‘70’lerde de böyleydi 2010’larda da hala öyle.

Hiçbir zaman gerçekleşmeyen bu felaket tellalığı için kullanılan rakamlar da doğru değil. Planlanan bütün nükleer santraller tamamlansa dahi, bu santraller enerji ihityacımızın %6’sından daha fazlasını karşılamayacak; daha fazla petrol ve doğalgaz ithalatı yapıyor olacağız.

#75 İstenmeyen

Hiç kimse nükleer santrallerin yakınında yaşamak istemiyor.

Greenpeace’in A&G araştırma şirketine yaptırdığı kamuoyu araştırması sonuçları, Türkiye’nin nükleer istemediğini somut bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırmada sonuçlarına göre, halkın %86,4'ü nükleer santrale yakın bir yerde yaşamak istemediği yönünde görüş belirtiyor. Enerji ihtiyacımızı karşılamak için riske girmeyip temiz kaynaklara yönelmemiz gerektiği görüşünde olanların oranı ise %84,2.

#76 Ahlak

Nükleer enerjinin kullanımı ahlaksızcadır.

Nükleer santraller çok küçük bir zümreye çok kısa bir süre kazanç sağlarken çok büyük kitlelerin yaşamına ve sağlığına karşı büyük riskler barındırır. Yüz binlerce yıl güvenli şekilde saklanması gereken atıklar: gelecek 40,000 neslin sırtına büyük bir sorumluluk yükleyecek.

#77 Kamuflaj programı

Nükleer enerjinin sivil ve askeri kullanımı ayrıştırılamaz.

Herhangi bir uranyum zenginleştirme tesisi aynı zamanda nükleer silahlar için yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum üretebilir. Bir nükleer reaktör de büyük miktarlarda plütonyum üretebilir. Bir ‘sıcak hücre’ de bomba üretimi için kullanılabilir. Yeniden işleme tesisleri nükleer silahlar için nükleer santrallerde kullanılmış yakıtlardan plütonyumu ayırmaktadır.

Pek çok hükümetin nükleer silah programlarını kamufle etmek için sivil nükleer enerji programları bulunuyordu, ve bunlardan bazıları başarılı oldu. Nükleer santrallerin sayısı arttıkça askeri ya da terörist saldırı riski de artar.

#78 Hızlı besleyici reaktör

“Hızlı besleyiciler” nükleer silahlanma tehdidini bir kaç kat arttırır.

‘Hızlı besleyici’ tipindeki nükleer reaktörler konvansiyonel reaktörlere göre daha tehlikeli ve daha büyük kaza riskine sahiptir. Ayrıca uranyum değil plütonyum kullanırlar. Eğer ‘hızlı besleyiciler’ büyük ölçekte teknik bir çözüm olarak kullanılırsa, çok büyük ölçülerde plütonyumun ticaret ile el değiştirmesi gerekecek. Bomba yapımı için birkaç kilogram bombanın saklanması ya da çalınması çok kolay olacak.

#79 Kirli bombalar

Nükleer tesislerden çıkan radyoaktif maddeler kirli bombalar yapmak için kullanılabilir.

Konvansiyonel patlayıcılar ile karıştırıldığında, herhangi bir nükleer tesisden çıkacak çok küçük miktarda radyoaktif madde ‘kirli bomba’ olarak adlandırılan ve patlama durumunda atomize olarak çevreyi de radyoaktivite ile kirletir- gerçekten de korkunç bir tehdit.

#80 Saldırı hedefi

Nükleer santraller saldırılar için hedef oluşturur.

Milyonlarca insanı öldürmek veya çok büyük bir bölgeyi yaşanamaz kılmak için nükleer silaha gerek yoktur. Bir nükleer santrale saldırmak yeterli olacaktır.

#81 Uranyum cephanesi

Uranyum zenginleştirme sonucunda ortaya çıkan atık radyoaktif cephane olarak kullanılmaktadır.

A.B.D. ordusu da dahil, pek çok ordu, atık uranyum barındıran cephaneler kullanmaktadır. Hedefi vurduktan sonra, atomize olur, patlar ve radyoaktif maddeler yayılır. Radyoaktif maddeler askerlere ve sivillere karşı benzer sağlık zararları verir. Askeri yetkililer bu aşırı derecede yoğun maddelerin yüksek imha gücünü ön plana çıkarırken, nükleer endüstri de düşük maliyetle radyoaktif atıklardan kurtulmaktadır.

#82 Uranyum savaşları

Nükleer endüstrinin uranyum ihtiyacı yeni anlaşmazlıkları beslemektedir.

Uranyum kaynakları, mesela Afrika ülkelerindekiler, on yıllardır yeni anlaşmazlıkları tetiklemektedir. Nükleer santrallerin sayıları arttıkça, radyoaktif hammaddeye olan bağımlılık da artacaktır. Uranyum uzunca bir süredir spekülasyonlara konu olmuştur. Eğer seyrekleşirse, petrol savaşları gibi uranyum savaşları da çıkacaktır.

#83 Yenilenebilir enerjiler

Enerji üretimini %100 yenilenebilir enerjilerden üretmek mümkün.

Bugün dahi yenilenebilir enerji kaynakları dünya enerji ihtiyacının altıda  birinden daha fazlasını karşılıyor. Petrol, doğalgaz, kömür ve uranyum kaynakları hızla tükenirken küresel ısınma sorunu her geçen gün ciddileşiyor. Güneş, rüzgarü hidro, bio-kütle ve jeotermal enerjiler ise dünyamız var oldukça ulaşılabilir olacak. Pek çok araştırma (hükümetlerin yaptığı da dahil) yüzde 100 yenilenebilir enerji üretiminin mümkün olduğunu ifade ederken, bu aslında insanlığın tek şansı.

#84 Uyumsuz

Nükleer enerji ve yenilenebilirler çok da iyi anlaşamaz.

Sadece hızlı ve kolay kontrol edilebilen enerji santralleri yenilenebilir enerjilerle birlikte kullanıma uygundur çünkü onların tek amacı çevre dostu güneş, rüzgar ve jeotermal gibi enerjilere destek olmaktır. Teknik sebeplerden dolayı nükleer enerji kesinlikle esnek değildir.

Bu sebeple nükleer enerji ve yenilenebilir enerjiler hiçbir zaman aynı takımda yer almayacaktır ve karşı karşıya geleceklerdir: nükleer santral yapımı yenilenebilir enerjilerin gelişimini engellemektedir.

#85 Yüzde iki teknolojisi

Nükleer enerjinin dünya enerji ihtiyacına önemli bir katkı sağlaması mümkün değil.

Dünya üzerindeki 438 nükleer reaktör, dünya enerji ihtiyacının yüzde ikisinden biraz daha fazlasını sağlıyor. Bu miktar komik ölçüde düşük.

Bu oranın yüzde ona dahi yükseltilebilmesi için, 1,600 reaktör daha yapılması gerekiyor. Bu durumda ise, mevcut uranyum rezervleri on yıl içerisinde eriyecek. Bundan sonra da, yenilenebilir enerjiler gibi, alternatiflere yönelmek zorunda kalınacak.

#86 Kullanımdan kaldırma modeli

Küresel çapta nükleer enerji kullanımdan kaldırılmanın eşiğinde.

Avrupa’da sadece 46 ülkenin 18’i nükleer enerji kullanmaya devam ediyor. İnşaat halinde olan sadece iki reaktör var. 27 AB üyesi ülke arasında, hem nükleer reaktör sayısı hem de elektrik üretimindeki payı düşmektedir.

Küresel çapta ise son on yılda, 26 gigawatlık kurulu kapasite ile toplam 35 yeni reaktör şebekeye eklendi. İşletmede olan 438 reaktörden ise 348 tanesi (toplam 293 gigawat kapasite ile) 20 yıldan uzun bir süredir işletmede. Bugünden 2030 yılına kadar, bu reaktörlerin yerlerine yenilerinin eklenebilmesi için her 18.5 günde bir tane nükleer santral şebekeye dahil olmalıdır ki bu gerçek olmaktan çok uzaktır.

#87 Yeni işler

Nükleer enerji temiz enerjilerden yaratılabilecek binlerce iş imkanını riske atıyor.

Yenilenebilir enerji sektörü diğer tüm enerji sektörlerine kıyasla en fazla istihdam yaratan sektör. Nükleer enerji 1 Milyon US Dolar'lık yatırım karşılığında 3 kişilik istihdam yaratıyor. Oysa yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği aynı miktar yatırımla 4 ile 5 kat arasında bir miktar kadar daha fazla tam zamanlı istihdam sağlıyor.

#88 Enerji dağıtımı

Nükleer enerji, enerji dağıtımını bloke eder.

Nükleer enerji, enerji dağıtım sistemini tekrar şekillendirmeye yönelik çabaların tamamını faydasız kılar. Nükleer enerji, yatırımları engeller, güç nakil hatlarını bloke eder ve yerelleştirilmiş yenilenebilir enerji kaynaklarının yayılmasını engeller. Bunların hepsinin de ötesinde, on yıllardır yenilenebilir enerjiler ve enerji verimliliği çözümlerinin gelişmesini engelleyen belli kesimlere milyarca kar sağlar.

#89 Çernobil

Çernobil reaktör kazası yüz binlerce insanın hayatını mahvetti.

Bir benzeri daha olmayan Çernobil Nükleer Santrali’ndeki reaktör kazasından sonra, eski Sovyetler Birliği’nin emriyle 800,000 ‘tahliye görevlisi’ felaketin yaşandığı alanda engelleme ve temizlik çalışmaları yaptı. Bugün, onların %90’ın üzerindeki kısmı engelli. Reaktördeki patlamadan 20 yıl sonra, 17,000 Ukraynalı aile, babaları ‘tahliye görevlisi’ olarak çalıştığı ve hayatını kaybettiği için devlet yardımı almaktadır.

1990 ile 2000 yılları arasında Belarus’da kanser oranı %40 arttı. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, sadece Gomel bölgesinde yaşayan 50,000’in üzerinde çocuk tiroit kanserine yakalandı. Kürtajlar, erken doğumlar ve ölü doğan bebek oranları çarpıcı şekilde arttı. Reaktörün yakınında yaşayan 350,000 insan evlerini sonsuza kadar terk etti.

Türkiye’de de Çernobil’den yayılan radyasyon nedeniyle kanser vakalarında artış olduğunu, Türk Tabipleri Birliği’nin geçen yıl yaptığı bir araştırmaya göre bu nükleer kazadan en ağır biçimde etkilenen Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Hopa’da ölümlerin %47,9’unun kansere bağlı olduğunu, biliyoruz.

Kaza doğurduğu pek çok diğer sonuç gibi, anlaşılması çok zor olası genetik olumsuzlukları da gelecek kuşakların sırtına bir yükleyebilir. Ancak kesin olan bir şey var: 1986 yılında yaşanan felaketin daha uzun süre etkileri devam edecek.

#90 Reaktör kalbinde ipliksi yataklar

Gevşemiş izolasyon malzemeleri reaktördeki soğutma kanallarını tıkayabilir.

28 Temmuz 1992’de İsveç’teki Barseback nükleer santralinde küçük bir sızıntı neredeyse nükleer bir felakete sebep olacaktı: sızan su izolasyon malzemelerini de beraberinde sürüklerken izolasyon malzemesinin ince ipliksi yapısı suyu geri reaktörün içine pompalamakla da görevli olan çekiş kanallarını tıkadı.

Acil bir durumda bu ‘çekiş kanalı olayının’ soğutma sistemlerini de etkileyebileceği ve işlevsiz bırakabileceği de ortaya çıktı. Araştırmalar daha da rahatsız edici bir bulguyu ortaya koydu: aşırı ince ipliksi yapıların kanallara da geçerek reaktör çekirdeğine ulaşabileceği ve ince soğutma kanallarını tıkayabileceği ortaya çıktı.

#91 İstridyeler ve yapraklar

Çok az miktarda bir bitki artığı bile çekirdek erimesine sebep olabilir.

2009 yılının sonunda Fransız Alsas Bölgesi’deki Fessenheim nükleer santrali soğutma sistemlerindeki ‘kısmi tıkanıklık’ sebebiyle acil kapatma gerçekleştirdi: büyükçe kabul edilebilecek bitki artıkları Ren Nehri’nden soğutma sistemi borularının diplerine kadar ulaşmıştı. Nükleer güvenlik dairesi hemen acil müdahale grubunu topladı. Kısa bir süre önce Ren Nehri’nin artıkları Cruas nükleer santralinin soğutma sistemlerini de tıkamıştı.

Asya kaynaklı bir Deniztarağı türü (Corbicula fluminea) ise sorun çıkartma konusunda çok daha ısrarcıdır: Uzak Doğu’dan gelen bu yayılmacı tür Orta Avrupa’nın nehirlerini hızla kaplamaktadır. Aşırı derecede küçük olan larvaları bütün filtreleri aşabilmektedir. A.B.D.’de olduğu gibi İsviçre nükleer santral işletmecileri de yüksek basınçlı temizleyiciler kullanmaktadır. Bu Deniztaraklarına bağlı olarak bir nükleer santralde yaşanan ilk kapanmanın tarihi 1980 yılına kadar gitmektedir.

#92 İçine edilmiş inşaat işleri

Finlandiya’daki bir nükleer santral inşaatındaki koşullar, Aşkale’deki taş ocaklarından daha kötü.

Finlandiya Olkiluoto’da ‘Avrupa basınçlı su reaktörünün’ (EPR) prototipinin inşaatında 60 farklı ülkeden 4,300 işci çalışıyor. Bu inşaat alanındaki koşullar dehşet verici: desteklerin bazıları beton içerisinde kayıp, işciler başlarındaki ustalarla aynı dili konuşamıyor, kaynaklar ayrılıyor, denetçiler bozulmuş alanlara beton dökülmesi talimatları veriyor. Buna bir de 16 saatlik çalışma sürelerini, düşük ücretleri ve kullan at uygulamalarını ekleyin – gerçek bir ‘köle reaktörü’.

Bugüne kadar, Finlandiya nükleer güvenlik dairesi, 3,000’in üzerinde yapı hatası buldu- temelde yanlış beton kullanımından hatalı kaynaklanan soğutma borularına kadar.

#93 Hızla yayılan çatlaklar

Nükleer santrallerde önemli boru hatlarında çatlaklar oluşuyor- kimse fark etmeden.

Borularda, tanklarda, muhafazalarda, kaynaklarda ve dolgu malzemesinde yayılan çatlaklar: Würgassen nükleer santralinin kapanmasına sebep oldu, Stade santralinin kapatılma sürecini hızlandırdı ve Krümmel ve Brunsbüttel reaktörlerinin yıllarca kapalı kalmasına sebep oldu.

Geçtiğimiz on yıllarda, uzmanlar çatlamaya dayanıklı farklı çelikler tanıttı ancak bu öngörülerin tamamı yanlıştı. Gerçek olan şuydu ki en küçük çatlak bile hızla yayılarak borularda patlama ve sızıntı riski oluşturdu- çekirdek erimesi için mükemmel bir tarif.

Daha da rahatsız edici olan hemen bütün çatlaklar şans eseri keşfedildi: çünkü normal işletme süresince bu kontroller için zaman yok.

#94 Atık tesisinde iskeletler

Asse tesisinde nükleer endüstri radyoaktiviteye maruz kalmış işçilerin bedenlerini dahi atmıştır.

Nükleer endüstrinin kurtulmak istediği hemen herşey Asse II tesisine atılmış ve ‘nihai atık depolama denemesi’ adı altında kamufle edilmiştir. Bu Grunremmingen nükleer santralinde 19 Kasım 1975’te yaşanan kazada hayatını kaybeden iki işçinin radyoaktiviteye maruz kalmış bedenlerini de kapsamaktadır. Kalıntıları Karlsruhe Nükleer Araştırma Merkezi’nde yakılmış ve varillere konulmuştur. 

#95 Kırılan camlar

Camın içine yerleştirilen nükleer atıklar camı parçalayabilir.

Kullanılmış yakıtların tekrar işlenmesi sırasında ortaya çıkan atıklar yüksek düzeyde radyoaktif, sıvı, kendi kendisine ısınan ve patlamalara açık maddelerdir. Bu nükleer çorba daha kolay başa çıkılması için camın içine eritilir ve sözde daha dengeli bir kimyasal bileşim elde edilir. Ancak, kimyagerler bu cam muhafazaların dahi suyla temas ettiğinde patlayabildiğini ve yüksek düzeyde zehirli maddelerin açığa çıktığını keşfetmiştir. Lütfen bu depoları her zaman kuru tutunuz!

#96 Füzyon İlizyonu

Nükleer Füzyon Bugün Bile Kullanılabilir- Güneş Enerjisi Şeklinde

Nükleer füzyon, atom çekirdeklerinin birleştirilmesi yoluyla enerji üretme prensibine dayanıyor. Meselenin düğüm noktası bu sürecin 150 milyon santigrat dereceye kadar çıkan sıcaklığa ihtiyaç duyuyor olması- güneşten on kat daha sıcak-. Bu zamana kadar insanlığın yaptığı tek nükleer füzyon örneği hidrojen bombasıdır. Milyarlarca liralık sübvansiyona rağmen, araştırmacılar 1960'ların başlarında söz verilen  yeryüzünde bir 'Füzyon Enerji Santrali' tasarlama konusunda hiç bir ilerleme kaydedemedi. Eğer bir tane yapılabilmiş olsaydı, reaktörde kullanılmak üzere tonlarca radyoaktif trityum gerekecekti ve santral yeni zararlı nükleer atık üretecekti. Ancak gökyüzünde, gezegen sistemimizin en büyük füzyon enerji santrali çalışıyor: Güneş. Bize tüketebileceğimizin binlerce katı enerji sağlıyor ve bu kapasiteden hiç bir risk olmadan faydalanabiliriz, hem de bugün.

#97 Akkuyu projesi jeolojik açıdan güncel değil

Proje, genel jeoloji, tektonik ve depremsellik açısından güncel değil. ÇED Başvuru dosyası, nükleer santral yapmak ve işletmek için 1990 öncesi verilerini kullanmayı yeterli görüyor. Raporda “Saha yakın çevresinde aktif fay hattı yoktur” diye bir ifade geçiyor ama bunu destekleyecek herhangi bir bilimsel çalışmaya yer verilmiyor. TAEK, EÜAŞ ve ODTÜ’nün saha üzerinde mühendislik, planlama ve çevresel konularda araştırma yaptığı bildirilse de bu araştırmaların içeriği ve sonuçlarına ilişkin herhangi bir bilgi yok.

#98 Akkuyu’daki deniz ekosistemi

En hassas konulardan biri olan ‘deşarj’a ilişkin önemli ayrıntılar başvuru dosyasında yer bulamadı. Nükleer santralde soğutma suyu olarak saatte binlerce ton deniz suyu kullanılacak; bu su ısındıktan sonra tekrar denize boşaltılacak. Mevsime göre sıcaklığı 12-28 °C olan deniz suyu, bu işlemden sonra 35-38 derecelere çıkabiliyor. Sıcaklıktaki oynamalar su ekosistemi için hayati önem taşıyor. Zira, en ufak bir değişim bile denizdeki canlı hayatını mahvediyor. Nükleer santral, denizde termal kirlenmeye yol açarak, su ekosistemindeki birçok canlıyı (plankton, balık larva ve yumurtaları, kabuklu deniz canlıları) yok edecek. Santralin yapılacağı bölgede Türkiye’ye özgü endemik türlerin yaşadığı kumlu sahil habitatı zarar görecek. Dahası, Akkuyu’ya 34 km mesafedeki Göksu Deltası geri dönülmez bir şekilde tahrip edilecek. Akdeniz’de yaşayan iki kaplumbağa türü caretta caretta ve chelonia mydas yumurtalarını bu deltada bırakıyor. Santralle birlikte, sadece Göksu Delta’sında yaşayan bitki ve havyan varlığı (özellikle su kuşları) tehlikeye girecek. Yine aynı bölgedeki Akdeniz foklarının yaşam alanı da tehlikede.

#99 Radyoaktif Akdeniz semaları

Başvuru dosyası, santralin işlemesi neticesinde ortaya çıkabilecek radyoaktif gazların yüzde yüz oranında arıtılmayacağını söylüyor (taahhüt edilen oran, yüzde 98 ila yüzde 99.9 arası.) Dosyayı inceleyen devlet birimleri, belirtilen oranın modern teknolojinin aşağısında olduğunu kaydediyor.

#100 Akkuyu ÇED Raporu

Akkuyu nükleer santrali için Rosatom’un hazırlattığı ÇED başvuru dosyası o kadar eksik, yanlış ve gayrı ciddi ki, devletin kurumları bile önemli uyarılarda bulunmuş.

Her şeyden evvel Akkuyu raporu, en önemli sorulara cevap vermiyor. Mesela, bölge halkı ne kadar radyasyona maruz kalacak? Radyasyon ölçümleri nasıl yapılacak? İnanabiliyor musunuz, hiçbiri belli değil! TAEK, raporda bulunmayan fakat yanıtlanması elzem soruları tam altı sayfada sıralamış. Yanıt bekleyen sorular, kısaca şöyle:

-  Radyasyondan korunma ve nükleer güvenlik nasıl sağlanacak?
-  Nükleer santral için bir acil durum planı var mı?
-  Radyolojik izleme planı var mı? Ölçüm nasıl yapılacak?
-  Tesisin radyoaktif yakıt yönetimi nasıl olacak? Atıklar nasıl (ve nereye) taşınacak, nasıl depolanacak ve en önemlisi, nasıl bertaraf edilecek?
-  Bölge halkı radyasyona ne şekilde maruz kalacak?
-  Bu tesiste kaza olmaması için ne gibi önlemler alındı?
-  Akkuyu’daki “en büyük” kazada ortaya çıkan senaryo nedir?
-  Tesis işletmeden nasıl çıkarılacak? (Not: Bir nükleer santralin ömrü 40 yıldır. Kurulması kadar kapatılması da ciddi bir iştir.)
-  Projenin alternatifleri ne?

#101 Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Japonya’da meydana gelen deprem ve daha sonrasında yaşanan nükleer kazalar zincirini risksiz bir yatırım yok ve nükleer santralin riski ile bir tüp gazın ya da boğaz köprüsünün riski aynı olarak yorumladı.

Bu Erdoğan hükümetinin nükleer enerji üzerine ilk umursamazca açıklaması değil, Enerji Bakanı ise nükleer enerjinin tehlikelerini bekarlık ile karşılaştırmış ve ABD'de bekarların evlilere göre 6 yıl daha az yaşadıklarının tespit edildiğini belirterek ‘Nükleer santrallerin ortalama ömür kaybı ise sadece 0.03 gün olarak tespit edilmiş’ demişti.

Tüm Dünya’da nükleer santrallerin güvenliği sorgulanırken, Almanya bazı nükleer santrallerini kapatma kararı almışken ve Japonya Başbakanı, radyasyonu, tsunamiden daha tehlikeli ilan etmişken, Başbakan Erdoğan nükleer santralleri savundu.

#102 Kendi sebebiniz!