Nükleer endüstriye bağımlı Fransa’nın iklim değişikliği yalanları

Küresel iklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyon miktarının başta fosil yakıtların kullanımının azaltılmasıyla düşürülmesi  gerekiyor. Bunun için adımlar atılırken “gelişmiş ülke” kategorisinde olan hükümetlerin  kararları “gelişmekte olan ülkeler”in hükümetlerinin kararlarına da etkide bulunuyor. Misal, ABD Hükümeti’nin Paris İklim  Anlaşmasını tanımadığını açıklaması üzerine Türkiye’de de siyas iktidar  yerli kömürünü sonuna kadar çıkarmak istediğini dünyaya duyurma fırsatı bulmuş, Paris İklim Anlaşması’nı uygulamayacağını ilan etmişti. Tabi aynı hükümet  bu Paris Anlaşması’na sığınarak nükleer santral kurması gerektiği  iddiasında da bulunuyor o ayrı. Bu arada her ne kadar iddianın temeli  yanlış olsa da yani nükleer santral kurulması sera gazı emisyonlarının azaltılmasına bir çözüm değilse de Paris Anlaşması’nın Türkiye’deki siyasi iktidarın çifte standartını bir kez daha görmemizi sağladığı muhakkak!

Benzer şekilde önceki gün Türkiye’de iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerle ilgili olarak  Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un söyledikleri dikkati çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Macron nükleer santralleri kapatmanın ülkesinin çıkarlarına uygun olmadığını belirtiyordu. Macron’un “Eğer yarın bir nükleer santral kapatırsam yerini yenilenebilir enerji ile dolduramam. Nükleer santral yıl boyunca sürekli elektrik üretiyor fakat yenilenebilir enerji kesintili bir enerjidir” sözleri dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de “nükleer sevici” kesim için memnuniyet uyandırdı. [1]

Esasen Cumhurbaşkanı Macron, 16 Kasımda Bonn COP 23 İklim Zirvesi’ne gerçekleştirdiği ziyarette Fransa’nın 2021’in sonuna kadar kömürlü termik santrallerini kapatmak suretiyle Fransa’nın kömürden çıkacağını “Nükleer enerjiyi idealize etmiyorum fakat, bir öncelik belirlemeliyiz. Benim Fransa’da ve Avrupa’da önceliğim karbondioksit salımlarının azaltılması” sözleriyle duyurmuş; Almanya’nın yolundan gitmeyeceğini de “Ben yüzümü kömüre dönmeyeceğim , bu gezegenimiz için iyi değil nükleer enerjide devam edeceğim” diyerek belirtmişti.

Tabii,  Cumhurbaşkanı Macron’un bu sözlerini  Fransa’nın kaynakları bağlamında değerlendirmekte fayda var. Zira karşımızda 19 şehrinde  58 reaktörü  bulunan, tükettiği elektriğin %75’ini nükleer enerjiden üreten bir Fransa var. Aynı Fransa  tükettiği enerjinin yalnızca %5’ini kömürlü termik santrallerden elde ettiği enerji ile karşılıyor. Fransa’nın enerji üretiminde  güneş ve rüzgarın payı ise 2016 yılı içinde % 6. [2] Bununla birlikte Macron, Fransa’nın 2023’e kadar  güneş, rüzgar ve biyogaz gibi yenilenebilir enerjiden  elde edeceği enerjinin %23 olduğunu ve Fransız  nükleer otoritelerinin tavsiyelerini aldıktan  sonra yaşlanan 18 nükleer reaktörün de kapatılacağını da ifade ediyor.[3]

Öte yandan Macron demecinde Almanya’nın  nükleer enerjiden çıkma kararının kömür tüketimlerini arttırdığına “Almanya  yüzünü kömüre döndü, karbon ayakizini büyüttü, bu gezegenimiz için iyi değil . Ben bunu yapmayacağım”  dediğine dair  gerçekçi olmayan bir iddiada da bulunuyor. “Gerçekçi olmayan” diyoruz zira  Almanya’ya ait enerji üretim  verileri hiç de Macronun  iddia etiği gibi kömürde bir  artışa işaret etmiyor

Aksine kömürden elde edilen  elektrik enerjisinin  toplam elektrik tüketimi içindeki payı  1990’da %25,6 iken kademeli olarak düşürülerek 2016’ da %17 olmuş bulunuyor.  Nükleerin payı ise 1990’da %27,7 iken  2016 yılında %13’e düşmüş durumda. [4] Nitekim önümüzdeki günlerde Gundremmingen B reaktörünün* de devreden çıkarılmasıyla Almanya’nın hiçbir eyaletinde 1 den fazla reaktör  kalmamış olacak. Yılda 1284 Megawatt elektrik üreten Gundremmingen B nükleer reaktörü 1984’te devreye alınmıştı .[5]

Yani öyle Cumhurbaşkanı Macron’un iddia ettiği gibi Almanya’nın enerji üretiminde kömürün payını arttırmış olduğu söylenemez bilakis  nükleerin yerini  1990’larda  toplam enerji tüketiminin%6’sını karşılarken  2016’da %29’unu karşılamaya yardımcı olan  yenilenebilir enerjilerden güneş ve rüzgar  enerjisinin  aldığı söylenebilir. Nitekim Almanya’da rüzgar enerjisi santralleri 2017’nin 49. haftasında ülkedeki tüm termik santrallerin toplamından fazla elektrik üretmiş bulunuyor. [6]

Avrupa Birliği içindeki diğer ülkelerin de yenilenebilir enerjilere eğilimi  bir parallelik arz ediyor,  ortak enerji anlaşmasına göre  yenilenebilir enerjinin payı  yükselmeye devam ederek 2030’datoplam enerjinin en az %27’ si rüzgar, güneş, jeotermal veya biyokütleden   sağlanacak . Biyokütle enerjisi üretiminin girdisini ise daha ziyade tarım ürünleri değil, çöp ve atıklar oluşturacak. Avrupa bu şekilde enerji üretim paketi üzerinde anlaşarak sera gazlarını 1990’dakimaksimum seviyelere göre  %40 azaltmayı hedefliyor. [7]

Kısacası çok açık ki Fransa’da bugün yenilenebilir enerjiden elde edilen elektriğin Almanya’nın 1990’larda yenilenebilir enerjiden elde ettiği enerji miktardan fazla olmaması nedeniyle önündeki yolun uzunluğunun  farkında . Fakat daha açık olan bir şey var ki o da Fransa’nın  tüm sanayisinin nükleere bağımlı olduğudur. Nitekim geçen yıl Türkiye Barolar Birliği Çevre Platformu tarafından organize edilen Nükleer Enerji ve Hukuk Sempozyumu’nda Bordo Politik Calismalar Enstitusu’nden Prof.Dr. Hubert Delzangles’in konuşmasını hatırlayacak olursak Fransa’da tüketilen elektriğin %75’ini sağlayan nükleer santrallerin üreticisi Areva’nın %86’sı Fransa devletine aittir.[8] Yani Fransa’nın her şeyden önce kendi nükleer endüstrisine sırtını dönmesi önemli bir toplumsal dönüşüm yaşanmadıkça  mümkün olmadığı için küresel iklim değişikliği tehdidini nükleer enerjiden yana sempati toplamak zorundadır.

Son notlar 

[1] http://mobile.reuters.com/article/amp/idUSKBN1EB0TZ?__twitter_impression=true

[2] https://www.ecologique-solidaire.gouv.fr/programmations-pluriannuelles-lenergie-ppe

[3] http://www.spiegel.de/wissenschaft/natur/emmanuel-macron-klimaheld-dank-atomkraft-a-1178214-amp.html

[4] https://www.stromauskunft.de/strompreise/strommix-in-deutschland/

* Gundremmingen B’den önce kapatılan 273 MW kapasiteli araştırma reaktörü ise  2 işçinin 1977’de ölümüne yol açan  Almanyanın   ilk fakat son olmayan nükleer kazasından sonra kamuoyunda protestolara neden olmuştu.

[5] https://energytransition.org/2017/12/germany-shuts-down-next-nuclear-plant/

[6] https://yesilgazete.org/blog/2017/12/12/almanyada-ruzgar-enerjisi-fosil-yakitlarin-toplamini-tek-basina-geride-birakti/

[7] http://www.dw.com/de/sauberer-gesünder-und-nachhaltiger/a-41852439

[8] https://yesilgazete.org/blog/2017/04/05/tbbnin-sinoptaki-sempozyumu-nukleer-santral-planlarinin-bu-gunku-ic-yuzunu-gosterdi/

Yeşil Gazete

Pınar Demircan