Nükleer atıkların ÇED sürecinde sivil toplumun dışlanma biçimleri

İzmir’in  Gaziemir ilçesinde eski kurşun geri kazanım tesisi olan Aslan Avcı Fabrikası’nın arazisine gömülü  nükleer atıklar 2007 yılından beri kamuoyunu meşgul ediyor. Tarihçesini yazılarımızdan izleyebileceğiniz Gaziemir’de, çevre ve insan sağlığı açısından tehlike arz eden duruma çözüm bulunması için  2014 yılında sivil toplum tarafından yargıya başvurularak ısrarla Çevre Etki Değerlendirme (ÇED)  sürecinin başlatıldığını görüyoruz. Zira radyoaktif atıkları toprağa gömdüğü tespit edilen Aslan Avcı  Fabrikası’nın  verdiği zarar için Türkiye’de verilmiş en yüksek çevre cezası anlamına da gelen  5,7 milyon liralık ceza kesilmiştir. Pek tabi ki tahribatın büyüklüğünün ispatı anlamına da gelen bu cezanın uygulandığı  kirliliğin bertarafı için uygulanacak yöntemlere yönelik ÇED onayı belgesinin alınması gereklidir, yargı kararı da bunu salık vermiştir.

Bundan sonra ise Gaziemir’de  nükleer atıkların bertarafı için alınması gereken ÇED onay belgesinin hazırlık safhalarında sivil toplumun çeşitli engellemelerle karşılaştığını görüyoruz. Nitekim ÇED sürecinin bir  parçası olan İnceleme  ve Değerlendirme Komisyonu (İDK)toplantısından sivil toplum temsilcileri görüşleri alındıktan sonra salondan çıkartılıyor  ve toplantıya ait tutanağın da kendileriyle  paylaşılmasından  “özel hayatın gizliliği”gerekçesiyle kaçınılıyor. Bunun üzerine ÇED sürecinin olması gerektiği gibi işlemesi için de yargıya başvurmak zorunda kalan, bu aşamayı da başarıyla geçerek yargı hükmüyle tutanağın kendilerine gönderilmesine karar verilen sivil toplum temsilcileri için İDK tutanaklarını edinmek  yine tam anlamıyla mümkün olmuyor.Yani aslında yargı kararına göre  İDK kararları sivil toplumla paylaşılıyor ama aslında  paylaşılmıyor…Nasıl mı?

En son Gaziemir’deki nükleer atıkların bertarafı için yapılan  “Radyoaktivite Bulaşmış Atıkların Fiziksel Yöntemlerle Ayıklanması, Temizlenmesi ile Tehlikeli ve Tehlikesiz Atıkların Geri Kazanımı projesi ile ilgili 14/12/2016 tarihinde 1. İDK toplantısında tutulan tutanak  komisyon üyelerinin telefon ve mail adresleri bulunduğu için  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü tarafından  “özel hayatın gizliliğinin ihlali” maddesi ile reddedilmişti.  Sivil toplumun dışlandığı toplantının tutanaklarını edinme çabası Ankara 11. İdare Mahkemesi tarafından  ÇED alınmasına karar verilen projelerde ÇEDraporunun alınmasının amacının “projenin gerçekleştirileceği alana ve çevresine, üzerinde bulunan sakinlerle diğer canlılara olan etkilerinin tüm yönleriyle objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmasını sağlamak”tır şeklinde değerlendirildiği için yürütme durdurularak tutanağın fiilen paylaşılması mümkün oldu. Bu şekilde yargı,  1. İDK toplantı tutanağının bir örneğinin komisyon üyelerinin cep telefonu numaraları ve mail adreslerinin 4982 sayılı Kanunu’nun 9. maddesi doğrultusunda 1. İDK toplantı tutanağından ayrılarak/ kapatılarak/karartılarak, özel hayatın gizliliği gerekçesini ortadan kaldırarak tutanağa erişim talep edenlerle paylaşılması gerektiğine hükmetti.

Yargının bu kararının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü 1.İDK’ya katılan sivil toplum temsilcilerine  tutanağı gönderdi. Fakat tutanakta  komisyon üyelerine üyelerine ait üstü kapatılarak paylaşılan telefon ve mail adres bilgilerinden başka bir  bilginin yer almadığı görüldü.

 

 

Gaziemir’deki nükleer atıkların bertarafı için yargı sürecini başlatan, Davacı Vekil aynı zamanda İDK’ da sivil toplum temsilcisi olan Av Arif Ali Cangı’ya göre sözkonusu yargı kararı, ÇEDsüreçlerinin her aşamasının şeffaf biçimde yürütülmesi gereğinin belgelendirilmiş olması açısından çok önemli.

Ancak anlaşılıyor ki  tüm projenin uygulanması aşamasının da şeffaf yürütülmesinin önünü açabilecek nitelikteyken sivil toplum temsilcilerine gönderilen 13.10.2017 tarih ve E.16204 sayılı yazı ile 1.İDK toplantısına katılım föyü ile toplantıda sivil toplumun sunumu ve toplantıdan çıkartılmasına dair tutanağın paylaşılmış olması sürece itibar edilmediğinin de bir  göstergesi.

Kısacası Gaziemir vakası  yargı kararlarının sivil toplum yararına  çalıştığını çok ender gördüğümüz durumlarda dahi sivil toplum ile paylaşılan bilginin sınırlı tutulduğunun bir ispatı. Öte yandan paylaşmaya değer bir bilginin olmaması gibi durumlarla karşılaşılması da muhtemel. Yani buradan  İDK  gibi ÇED sürecinin nihai aşamasını teşkil eden toplantılar silsilesinde toplantının adının hakkını verecek gerek “incelemenin” gerekse herhangi bir “değerlendirmenin” yapılmamış olabileceğini de düşünebiliriz. Bu nokta da Av. Cangı da Davacı EGEÇEP adına  28.11 .2017 tarihliyeni bir dilekçe ile T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne  İDK toplantısında hiç mi bir tartışmanın olmadığını, karşı fikir beyanında bulunulmadığını, görüş, bilgi ve belgenin paylaşılmadığına dair sorularını yöneltmiş bulunuyor.

Gaziemir vakası sivil toplumun sonuçları kendisini direkt ilgilendiren tehlikelerden sermaye sahiplerinin  ve otoritelerin zarar görmemesi bilakis fayda sağlaması adına dışlandığını, yargı kararlarının arkasından nasıl dolanıldığını  net olarak ortaya koyan sancılı bir süreç. Diğer bir açıdan da nükleer santrallerin kurulması planlanan Türkiye’de sivil toplumun müdahalesini engelleme pratiklerini  içinde barındırıyor.  Daha açık söylemek gerekirse takibi ve ilgiyi elden bırakırsak yarın  nükleer santraller kurulduktan sonra  işletim süreçlerine hatta meydana gelebilecek sızıntı , radyoaktif kirlilik veya nükleer atık gibi deli sorunlara çokça seyirci kalacağız gibi görünüyor. Dolayısıyla Gaziemir sürecinden  başlayarak sivil toplum içinden konuya ilgi duyan gönüllü uzmanların, bilim insanlarının süreci sahiplenerek İDK’yı izleyen Gaziemir sürecini takip eden  sivil toplum temsilcilerine katılması  çok değerli. Bizlerin çabası çevre ve insan sağlığından başka öncelikleri olanlar açısından dikkate alınmak zorunda. Yurttaşlık bilinciyle ÇED süreci boyunca hatta sonrasında EGEÇEP ve sivil toplum temsilcileriyle bağlantı kurarak bu çalışmalara  destek olmak mümkün.

(Yeşil Gazete) 

Pınar Demircan