Dr. Angelika Claussen ve Dr. Alper Öktem: “Radyasyon en çok gelecek kuşakları etkileyecek”

1986’da yaşanan Çernobil faciası, 3 gün sonra, 26 Nisan’da, 27. yılını geride bırakacak; patlayan nükleer santralden kaynaklanan radyoaktif  serpintiyle yayılan radyasyonun zararlı etkileri ise yaşamı etkilemeye devam ediyor. Kanserin oluşma süreci olan 20-30 yılın geçtiği bugünlerde, Çernobil’den yayılan radyasyondan etkilenen kişilerde hem çeşitli kanser tiplerinde, hem de başta kalp damar hastalıkları olmak üzere kanser dışı hastalıklarda belirgin artışlar görüldüğü dikkati çekiyor. Tüm bu hastalıklara ilave olarak son yıllarda erken yaşlanmanın da radyasyonla ilişkili olduğu tespit edilmiş durumda.

Radyoaktivite, toprakla, havayla ve besin zinciri yoluyla  çevrime girerek radyoaktif etkinin canlılarda yeniden ve yeniden ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu etkinin somut olarak görülmesi için de uzun süre geçmesi gerekiyor. Radyasyonun genetik materyal üzerine olan etkisi de bütün canlı türlerinde en çok gelecek kuşakların etkileneceği anlamına geliyor.

Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği IPPNW (International Physicians for the Prevention of Nuclear War) Almanya bölümünün uzun süre başkanlığını yapan, Çernobil faciasının insan sağlığına yönelik zararlı etkileri konusunda uzman olan [1] Dr. Angelika Claussen Yeşil Gazete için Çernobil faciasını değerlendirdi. IPPNW Üyesi Dr. Alper Öktem’in de katıldığı söyleşide, patlamadan sonraki 27 yılın uzun ve kısa vadede ortaya çıkan görülebilir zararlarını ele aldık.

Yeşil Düşünce Derneği ve nukleersiz.org’un düzenlediği Çernobil Tanıkları Türkiye’de etkinliği için Türkiye’de olan Dr. Angelika Claussen, Çernobil’in düşük radyasyonun da önemli etkilerinin olduğunun görülmesi açısından öğretici olduğunu vurguladı. Türkiye’nin atom enerjisiyle ilgili girişimlerine de değindiğimiz söyleşide Dr. Alper Öktem, esprili bir dille “atom enerjisi isteyenlerin son Türk devletinin bekası konusunda kötü niyet taşıdığını düşündüğünü” de sözlerine ekledi.

“Çernobil, düşük radyasyonun da zararlı olduğunu öğretti”

Çernobil’in somut etkileriyle ilgili ilk araştırmalar nasıl yapıldı? Rakamlardaki farklılıklar nereden kaynaklanıyor?

Dr. Angelika Claussen:

Çernobil  Doktorları ortak adıyla bir araya gelen bir grup hekim Ukrayna, Beyaz Rusya, Rusya başta olmak üzere eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki tıbbi enstitülerde konuya ilişkin araştırmalar yapıyorladı. Ama maalesef kazadan sonraki en kritik 5 yıl içinde orada toplanan bilgi,  o zamanki Sovyetler Birliği merkezi hükümetinin “tüm bilgileri saklayacaksınız ya da yok edeceksiniz emri” nedeniyle ya tahrif, ya da yok edildi. Bu yüzden de konuya ilişkin sağlıklı değerlendirmeler yapmada zorluk çekiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1957 yılından kalma bir anlaşmaya göre Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın izni ve onayı olmadan konuya ilişkin araştırma yapamıyor oluşu da sağlıklı bilgilere ulaşmakta en önemli açmazlardan birini oluşturuyor. Çernobil Doktorları [2] ile (Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya’dan hekimler) ve Moskova’da, Minsk’te görev yapan konuya ilişkin çalışmaları olan öğretim üyeleri ile hem kongrelerde, hem de özel görüşmelerde bir araya geldik, konuştuk, tartıştık. Üç uzman arkadaş ile birlikte Çernobil Doktorları’nın da yaptıkları çalışmaları ve yayınları da dikkate alarak ortak bir kitap hazırladık. Bu kitabın ismi ise “Çernobil’in İnsan Sağlığına Etkileri” olarak belirlendi.

Çernobil’de neler oldu?

Nükleer patlama yaşandı, Çernobil’de nükleer serpinti oluştu ve tüm çevre ülkelere yayıldı. Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna’ya indi. % 53’ü diğer Avrupa ülkelerine ulaştı. % 8’i başta Anadolu olmak üzere Asya’ya ulaştı.

Çernobil’de nükleer santralden farklı yarılanma ömrü olan çeşitli radyoaktif izotoplar radyoaktif serpintiyle tüm çevreye yayıldı. Bunlar şöyle sıralanabilir: İyot 131, yarılanma ömrü 8 gün; Sezyum 137, yarılanma ömrü 30 yıl; Stronsiyum 90, yarılanma ömrü 28 yıl. İyot 131’in yarılanma ömrü kısa olsa da, etkisi özellikle yakın çevrede büyük oldu. Çünkü patlama 26 Nisan’daydı, 1 Mayıs’a çok yakın bir tarihte gerçekleşti. 1 Mayıs kutlamalarının görkemi bozulmasın diye facia resmi makamlarca saklandı.

1 Mayıs’ta sokaklara çıkan insanlar radyoaktif ışımaya, erken dönem olduğu için de iyot 131’e maruz kaldılar. Kutlamalarda şehirleri gezen çocuklar iyot 131’den daha çok etkilendiler. Çocuklarda normalde 1 milyonda bir olan tiroid kanseri görülme oranı, iyot 131’in etkisine maruz kalan çocuklar için oldukça yüksek çıktı. Çernobil’in ardından 10 yıl kadar sonra yapılan araştırmalara göre sayılar farklı olmakla birlikte Beyaz Rusya- Gomel’de çocuklarda tiroid kanseri 58 kat arttı. Yetişkinlerde ise 6-7 kat arttı.

Çernobil’den sonra 27 yıl geçti, şu an gözlemlenen etkiler neler?

Yetişkin insanlarda kanser sayısı artmaya başladı. Radyasyona bağlı kanserlerin ortaya çıkması için 20-30 yıllık bir latent süre gereklidir. Meme kanserinde 10-20 yıldan sonra ciddi artış görüyoruz.

“Genetik bozukluklar 10. kuşaktan sonra patlama gösterecek”

Bunca yılın ardından Çernobil’den yayılan radyasyona ne oldu?

Dr. Angelika Claussen:

Radyoaktif serpinti, toprağa bitkiye çevreye yayılıyor, orada kalıyor, o çevrede yaşayanlar bunu alıyor.  Canlılara giren radyoaktif maddeler ise dokularda birikiyor. Toprakta olduğu gibi insanda da radyasyonun yarılanma ömrü var. Bazıları vücuttan atılırken, bazıları vücutta ışımaya devam ediyor. Çevreden besin zincirine geçiyor, tekrar canlılara ve insana geçiyor ve canlılarda birikiyor. Radyoaktiviteye bağlı bazı kanser türlerinin oluşma süresi 20-30 yıl, biz buna latent süre diyoruz. Son yıllarda yapılan çalışmalara bakıldığında, Beyaz Rusya’da radyoaktivitenin yüksek olduğu yerlerde bütün kanser çeşitlerinde %40-50 civarında artış var.

Fare ve sıçan gibi memeliler üzerinde yapılan araştırmalarda radyasyona maruz kalmış hayvanlarda genetik bozuklukların 10. kuşaktan sonra patlama gösterdiği belirlendi. Her kuşakta artış gösteriyor. Radyasyon konusunda şimdilik buz dağının üstündeki kısmını görüyoruz, asıl tehlike bizden sonraki kuşaklarda görülecek.

Kanser dışı hastalıklar yaygınlaşıyor, daha erken yaşta ortaya çıkıyor, yaşlanma hızlanıyor. Çernobil’de görev yapan 830 bin tasfiye memurunun 125 bini çeşitli nedenlerde öldü, yaşayanların ise çoğu radyasyona bağlı hastalıklarla boğuşmaya devam ediyor. Radyasyonun geç görülen etkilerinden bir diğeri ise kalp damar hastalıklarında gözlenen artıştır. Bu konudaki veriler tasfiye memurları üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilmiş olup, bu tür sorunlar tasfiye memurlarında toplum ortalamasının çok üstünde görülmektedir. Çeşitli ensefalitler de dahil olmak üzere biyolojik hastalıkların yanı sıra tasfiye memurlarında intihara oldukça yüksek oranda rastlanmaktadır.

Radyasyonun devam eden etkileri açısından Avrupa’da ne tür tedbirler alınıyor?

Topraktaki radyoaktivite devam ettiği için besin zinciriyle taşınan radyasyon nedeniyle Bavyera’da İskoçya ve İskandinavya ülkelerinde yabani domuzlar avlanıyor, ancak yenmiyor. Yabani böğürtlenlerin yenilmesi tavsiye edilmiyor.

Doktor Claussen Karadenizlilere inanıyor

Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlar özellikle kanser vakalarında artış olduğunu söylüyorlar, siz ne düşünüyorsunuz?

Dr. Angelika Claussen:

Kanser vakaları artmaya devam edecek. Bilimsel çalışma, epidemiyolojik çalışmalar yapılmadığı için ancak öngörülere bağlı olarak konuşabilirim. Başta Karadeniz olmak üzere Türkiye’ye ciddiye alınması gereken ölçüde radyoaktif serpinti ulaştı. Beyaz Rusya’da, Ukrayna’da etki gösteren radyoaktivite Türkiye’de niye etki göstermesin ki? İlgilileri ve hükümeti bu alanda bilimsel çalışmaları başlatmaya çağırıyorum.

Radyasyonun etkilerinin doza bağlı olduğunu söyleyenler var, hatta güvenli dozdan söz eden resmi kurumlar var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Radyasyon için güvenli doz diye bir şey yoktur. Sadece etkiler doza bağımlı olarak artış gösterir. Bazı dozlarda bu  etkilerin artışı lineer iken bazı dozlarda konveks eğrilerle ilişkilendirilir. İlan edilen bu güvenli doz rakamları keyfidir. 1949 yılında resmi kurum ICRP (Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu) güvenli dozu yılda 44 mSv olarak ilan etmişti. Yıllarca güvenli doz sınırını indire indire 1990larda 1 mSv’e indirdiler.

Doğal radyasyon nedir?

Doğada bulunan radyoaktif izotoplardır, tabii bunlar da radyoaktif ışın yayıyorlar. Canlılar üzerinde tabii ki etkisi var.

Radyasyon dozlarını hesaplarken endüstriyel radyasyona doğal radyasyonu da eklemek gerekir.Tabi radyasyon her insanı ya da canlıyı aynı şekilde etkilemez, canlıların radyasyona karşı genetik olarak önceden oluşmuş farklı savunma mekanizmaları vardır.Bu nedenlede her canlı birey radyasyondan birbirinden farklı şekilde etkilenir.

Dr. Alper Öktem:

Güvenli radyasyon diye bir şey yok, bilim insanları artık bunu söylüyor. Düşük dozda tehlike yoktur deniyordu, 90′larda tehlikelidir dendi; ancak bu tehlikenin tesadüfî olduğu söylendi. Yani her doz tehlikeli olabilir, doz arttıkça tehlike de artıyor. Düşük doza maruz kalındığı halde Berlin’de, Çernobil’den sonra çocuklarda Down  sendromu görülme olasılığı arttı. Ne yazık ki Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization-WHO)  bu sonuçları kabul etmiyor. İnek sütünde bile sezyum ve stronsiyum görüldü. Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Atom Enerji Ajansı arasındaki protokole göre, Dünya Sağlık Örgütü yapacağı bütün çalışmalar için izin almak durumundadır. Bu nedenle de Dünya Sağlık Örgütü’ne güvenmek mümkün değildir. 1991 yılında Çernobil faciasından etkilenen bölgelerde çocuklarda tiroid kanseri patlaması oldu. Dünya Sağlık Örgütü bırakın araştırma yapmayı mevcut çalışma sonuçlarını bile yayınlamadı.

“Japonya’da insanların gerçekler konusunda şüpheleri var”

Dr. Alper Öktem ve Dr. Angelika Claussen, inceleme yapmak üzere Fukuşima’da  bulundular. Çalışmaları sırasında edindikleri gözlemleri paylaştılar. İlk olarak Japonya’da resmi makamların yanıltıcılığı nedeniyle halkın yaşadığı güvensizlik üzerinde durduk.

Yakın zamanda Fukuşimaya gittiğinizi söylediniz, orada neler oldu son durum hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dr. Alper Öktem:

Fukuşima’da çocuklarda ilk tiroid kanserleri görülmeye başladı. Geçen yılın başında on binlerce çocuğa yapılan yaygın ultrason  taramalarında, tiroid tetkiklerinde her 100 çocuktan 35’inde kist ve nodül çıktı.

Fukuşima şu an 20 km çevresine kadar kapalı, nükleer bulut kimi yere çok yayıldı, kimi yere yayılmadı. Daha uzakta olmakla birlikte radyoaktivitenin yüksek olduğu yerler de boşaltıldı. Ancak bazı kuruluşlar, örneğin Amerikan Nükleer Düzenleme Komisyonu NRC’ye göre 80 km çapındaki alan yüksek radyoaktivite bölgesiydi ve tümünün boşaltılması gerekirdi.

Fukuşima’nın yeniden patlama riski var, hala ışın yayıyor, kontrol altında değil. Fukuşima vilayet merkezinde kabul edilemeyecek oranda radyasyon var. Uzmanları hükümet atıyor, bu nedenle açıklamalar güven verici değil.

İnsanlar sahipsiz kaldıkları hissini taşıyor ve yoğun şekilde gerçekler konusunda şüpheleri var. Mesela hükümet çeşitli yerlerde ölçüm yapıyor. Ancak ölçüm cihazlarını kurdukları alanı temizliyorlar, doğal olarak ölçtüklerinde radyasyon oranı düşük çıkıyor.  Sivil kuruluşlar ise bunun 100 metre uzağında çok daha fazla radyasyon tespit ediyorlar. IPPNW desteğiyle bölgede yurttaşlar için bağımsız ölçüm istasyonları kuruldu. Tam vücut radyasyonu ölçülmesini isteyen, resmi ölçümlere güvenmeyen vatandaşlar bu istasyonlara geliyor.

Dr. Angelika Claussen:

IPPW olarak bağımsız radyasyon ölçüm istasyonu kurduk. Aynı zamanda “Çernobil Faciasının İnsan Sağlığında Yarattığı Etkiler” kitapçığını Japonca’ya çevirdik. Japonya’da bu konuda eğitimler yaptık. Japonya’da şu anda 200 bağımsız radyasyon ölçüm istasyonu var. Devletin kurduğu istasyonlar yanlış ölçüm yapıyor. Her Cuma günü çeşitli şehirlerde gösteriler devam ediyor, halk nükleer enerjiye karşı çıkıyor.

 

Söyleşi: Büşra Akman

Editör: Savaş Çömlek

(Yeşil Gazete)

 

 

[1] IPPNW’nin 2011’de çıkardığı Healt Effects of Chernobly (Çernobil Faciasının İnsan Sağlığında Yarattığı Etkiler) yayınının yazarlarından, ilgili yayın için TIKLAYIN

[2] Doctors of Chernobly