Akkuyu yer lisansının iptali davasına şipşak bilirkişi incelemesi!

11 Temmuz 2016 tarihinde yapılan Akkuyu Bilirkişi İncelemesi’nin, Akkuyu Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporunu onaylayan bir rapor üretmesinin üstünden henüz 1 ay geçmişken Akkuyu dün bir kez daha Bilirkişilerle birlikte Davalı olan şirketin yetkilileriyle Davacı meslek örgütlerini ağırladı. 10 Nisan 2017 Günü, Türkiye Barolar Birliği(TBB) ile Mersin Tabip Odası tarafından TAEK Başkanlığının Akkuyu Nükleer Santrali için 6.12.2013 tarih ve 130/2 sayılı Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. Güncelleştirilmiş Yer Raporunun (lisansının ) iptali için Davalı Rosatom şirketi ile Akkuyu NGS, ilaveten Çevre ve Şehircilik Bakanlığından yetkililerin de hazır bulunduğu ortamda Bilirkişi İncelemesi gerçekleştirildi.

1976 yılında yer lisansı verilmiş olan Akkuyu NGS için santralin kurulacağı bölgede yapılacak etüt çalışmalarına başlanması amacıyla tam 38 yıl sonra 2013 yılında yer lisansı güncellenerek onaylanmıştı. Sözkonusu güncellemenin iptaline yönelik olarak Davacı Vekiller olan Av.Arif Ali Cangı ile Av. İsmail Hakkı Atal‘ın sunduğu dilekçelerle, Prof Dr Hayrettin Kılıç ve Prof. Dr Doğan Kantarcı tarafından hazırlanan bilimsel raporların ekli olarak heyete sunulmasının ardından saha turuyla gerçekleştirildi. Bilirkişi incelemesinin sonucu 90 gün sonra alınacak.

Davacı taraftan aldığımız bilgiye göre, Bilirkişi heyetinin alana ulaşmasının gecikmesi üzerine salondaki inceleme-değerlendirme kısmı, öngörülen saatten yarım saat sonra öğlen 12 :00’da başladı. Buna rağmen önceki Bilirkişi incelemelerinden farklı olarak dilekçelerin okunmasının ardından gelen soruların yok denecek kadar az olması ve saha turunun çok kısa zamanda tamamlanması nedeniyle esasen iki gün(10-11Nisan) olarak planlanmış olan Bilirkişi İncelemesi aynı gün öğleden sonra tutanağın tutulmasının akabinde, saat 15:00’da nihayetlendi. Diğer taraftan dikkat çeken diğer hususlar da Bilirkişi Heyeti içinde kadın Bilirkişi sayısının artmış olmasıyla Bilirkişi Hakiminin fazla genç oluşuydu. Saha incelemesi de yine kısa sürmesine rağmen Aralık ayından bugüne geçen süreçte farklılıkları ortaya koyuyordu: Batı limanı tamamen doldurularak liman yapılmaya hazırlanmıştı. Diğer taraftan reaktörlerin kurulacağı yerler de reaktörlerin sayısına göre 1-2 -3 -4 şeklinde numaralandırılmıştı.

Davacı Mersin Tabip Odası’nın üyelerinden Dr Ful Uğurhan Bilirkişi incelemesinde konuyu sağlık etkileri üzerinden ele almaya çalıştıklarını aktardı. Zira Dr Uğurhan’a göre 31 yıl önce meydana gelen Çernobil Nükleer Kazası ile 6 yıl önce nükleer felaketin bir başka boyutunun tecrübe edildiği Fukuşima Nükleer Santral Kazası insanlık tarihi için göreceli yeni kazalardı ve her ikisi de ayrı ayrı felaketlerin başlangıcıydı. Akkuyu’yu kabul etmeye zorlanarak insanlık aslında sonuçlarını yeni yeni öğrendiği ve hala tam bilemediği bir felaketin riskleri elektrik üretimi için üstlenmek durumunda bırakılıyordu, üstelik ekosistem de insanlığın bu hatasından hertürlü payını alacaktı.

Davacı vekillerin özellikle Akkuyu’da yer lisansı verilen bölgenin depremselliğine dikkat çektiği dilekçelerde Kıbrıs dalma batma kuşağının ve Ölüdeniz Kırığının etkisi; Kaza senaryoları özellikle yaşanmış Fukuşima felaketi örneğine uyumlu olup olmadığı; Akdeniz’deki sismik çalışmalarla saptanan çökeller ve deniz tabanını etkileyen faylara ilişkin bilgi ve öngörülerin, karot alımının nası yapıldığı; Kıbrıs adasının bulunduğu alanı tektonik olarak aktif bir yer olması nedeniyle Kıbrıs’ın güneyinde gerçekleşen dalma batma olayından dolayı bu kesimde oluşacak bir depremin Kıbrıs kuzeyinde deniz tabanında heyelanları tetikleme olasılığı incelenip incelenmediği; nükleer santralin kurulması halinde zaten sıcak olan Akdeniz’in deniz suyunun sıcaklığında meydana gelecek artış; deniz üstü ve altındaki tüm yaşamı bitirecek faaliyetlerin yapılacak oluşu gibi çevreyi ve insan sağlığını yakından ilgilendiren konulara yönelik sorular hazırlanmıştı. Geçen ay onaylanan Akkuyu Bilirkişi İncelemesi’nden akıllarda kalan Akdeniz’deki fokların korunmasının Türkiye Cumhuriyeti’nin sorumluluğu altında olduğu kabul edilirken “ santral kurulacak ama foklara hassas davranılacaktır” şeklindeki trajikomik ibaresiyse de Davcılar bir kez daha sözkonusu fok canlı türünün Barselona sözleşmesiyle deniz kaplumbağalarının ise Yaban Hayatı Koruma Anlaşması (Bern Anlaşması) ile koruma altında olduğunu hatırlattı. Aynı şekilde mesele küresel iklim değişikliği üzerinden ele alınarak her an deniz seviyesinin ani şekilde yükselmeye başlama riskine de dikkat çekilerek yer seçimi yapılırken, Akkuyu NGS”nin projelendirildiği kıyı alanındaki deniz seviyesi yükselme riskinin hesaba katılıp katılmadığı da soruldu.

Bu arada 7 Mart günü ise inşaat lisansı ise 3 Mart günü Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK) tarafından Akkuyu Nükleer Santrali İnşaat Lisansı başvurusu için yeterlilik kontrolü süreci başlatıldıktan yalnızca 4 gün sonra verilmiş olduğunu da belirtelim. Dolayısıyla ayrı olarak yer lisansı davalık olan projenin inşaatına başlanmış olması kadar inşaat lisansının çok kısa sürede verilmesi de yine bir tartışma konusu. Zira diğer pek çok örneklerinin yanında, eskiden ormanlık olan Akkuyu nükleer santral arazisinin üzerindeki ağaçların kesilmesi ve alanın tamamen traşlanması zaten eğimli olan arazide erozyon olabileceğine işaret ederken Doğu Limanı’nın yapılacağı koyun, inşaat lisansı bile alınmamışken tamamen doldurulmuş olması da Bilirkişi incelemelerinin hiçbir sonucu değiştirmeyeceğini ve maalesef hukuki sürecin sadece bir formaliteden ibaret olduğunun somut bir göstergesi.

Diğer taraftan enerji alanındaki yatırım kapsamına girmesi nedeniyle Akkuyu’da 2023 yılı itibariyle direkt ilgilendirecek Stratejik Çevre Etki Değerlendirme (SÇED) yönetmeliği de üç gün önce 8 Nisan tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak onaylandı. SÇED stratejik önemi olan mega projelerini ki Akkuyu da bunlardan biri, Madde 17’de açıkça belirtildiği üzere düzenleme yetkisi tamamen Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görev alanına bırakılan bir yönetmelik ki, bunun anlamı, yeni Anayasanın 16 Nisan referandumunda onaylanarak kabulü halinde Akkuyu ile ilgili tüm kararların da Cumhurbaşkanı tarafından alınması demek oluyor.

Öyleyse, Akkuyu’nun hemen yanıbaşındaki koyda baharın nasıl karşılandığına aşağıdaki fotoğrafta bakalım, belki Akkuyu’da doğanın çimentoyla doldurulmuş olduğunu gösteren yukarıdaki fotoğraflarla tazelenen hafızamızla 3 saat içinde neredeyse hiç soru sorulmadan tamamlanmış olan Bilir kişi İncelemesinin bir başka Bitir işi raporunun hazırlanacağının sinyallerini vermesi bile 16 Nisan’da yeni hayır’lara vesile olur!

(Yeşil Gazete)

Fotograflar:Ful Uğurhan

Pınar Demircan