TR Nükleer Karşıtı Hareket

Türkiye’de Sinop’a kurulacak olan nükleer santralin Japon-Fransız konsorsiyumunda gerçekleştirilmesi planlanırken, Fransa’nın dünyaca meşhur Sortir du Nuclaire adlı antinükleer dergi Türkiye’de nükleer santraller konusunu işledi. Yeşil Gazete nükleer haberleri editörümüz ve aynı zamanda Nükleersiz.org proje koordinatörü Pınar Demircan Fransızlar, hükümetlerinin Türkiye’deki planlarına “Fransız kalmasın” diye yazdı. Sortir du Nuclaire’in sonbahar sayısı için Kasım ayında yayınlanan yazının Türkçesi’ni sizlerle paylaşıyoruz .

Türkiye’de Nükleer Karşıtı Hareket ve Politik Mücadele

“Türkiye Enerji Bakanlığının web sitesinde yer alan bilgilere göre, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları (rüzgar, güneş, jeotermal, HES’ler ) üzerinden elde edebileceği elektrik enerjisi halihazırda 136 000Mw’dir. Böyle bir potansiyele rağmen Türkiye’nin 2030’a kadar kurmayı planladığı nükleer santralden yılda 10GW’lık enerji sağlama planı bulunuyor. Türkiye Antinükleer Karşıtı Platform üyesi Nükleersiz.org Proje Koordinatörü Pınar Demircan Türkiye’ nin nükleer santraller tarihini, planlarını ve antinükleer hareketi anlatıyor.

“Barış için Atom”girişimine 1954’te ilk imza koyan ülkelerden olmasına rağmen henüz bir nükleer santrali bulunmayan Türkiye, neredeyse 40 yıldır nükleer karşıtı bir mücadelenin içindedir. Dönemin hükümetleri Nükleer santral kurulması amacıyla 1965, 1972, 1982, 1993 yıllarında 4 ciddi girişimde bulunmuşsa da, tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlanmış ve projeler bir şekilde politik karışıklık ve nükleer karşıtlarının etkisiyle engellenmiştir.

Son olarak 2002 seçimlerinden başarıyla çıkıp iktidara gelen şimdiki hükümet, 2005’te 5000 MW gücünde bir nükleer santral kurma planı olduğunu açıklamıştır. Böylece 2010 yılında Türkiye ve Rusya arasında Mersin yakınlarında Akkuyu’da kurulacak Türkiye’nin ilk nükleer santrali için anlaşmaya varılmıştır. Bundan sonra 2013’ te Türkiye ve Japonya arasında Karadeniz’in batısında Sinop’ta bir nükleer santral kurma anlaşması yapılmıştır.

Türkiye’de bir nükleer santral yoktur ama radyoaktif kaza yaşanmıştır. Hatta Türkiye, 1998’de radyoaktivite kaynaklı ölümlü kazalar listesine girmiştir. 1998 yılının Aralık ayında bir hastanenin radyoaktif malzemesini uygun şekilde imha etmemesi ve bir hurdacının da bu radyoaktif malzemeyi alarak evine götürmesi bir ailenin radyasyondan zarar görmesine ve aileden bir kişinin ölümüne yol açmıştır. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) raporlarına göre imha edilmeyen bu madde nedeniyle 300 kişiyi mağdur olmuş Hastaneye başvuran madde ile yakın temasta bulunan kişilerden birinin parmakları kesilmiş biri ise 3 yıl sonra ölmüştür .

Bu olaydan tam 14 yıl geçmiş olmasına rağmen 2012 yılının Aralık ayında bir başka skandal olay İzmir Gaziemir'de yaşanmıştır. Aslan Avcı ortaklığında eski bir kurşun fabrikasının içinde 2007’den beri radyoaktif atık olduğu tespit edilmiştir. Bir gazetecinin araştırmaları neticesinde ortaya çıkartılan radyoaktif atığın yıllar boyunca civardaki yerleşim yerinde yaşayan insanların kansere yakalanmalarına sebep olduğu anlaşılmıştır. Tespitin ardından bilimsel analizler gerçekleştirilmiş, Gaziemir'e ve konuya kamuoyunun dikkati çekilmiştir. TAEK en son 2014 yılında kurşun fabrikasından yayılan bir radyaoaktif kirlilik olduğunu doğrulayarak 2015’te radyoaktivitenin temizleneceğini taahhüt etmiştir.

Türkiye’nin üzerindeki Çernobil Bulutu

Fazla bilinmese de Türkiye, Çernobil Nükleer Faciasından etkilenen 23 ülkeden biridir. Radyoaktivite yüklü bulutları kazadan 10 gün sonra Türkiye’nin üstüne gelmiştir. Hatta kazadan 5 gün sonra yapılan ölçümler, Karadeniz’deki radyoaktivite dozunun normal düzeyin 20 katı, Trakya’da ise 1000 katı olduğunu göstermiştir. Üstelik radyoaktivitenin yüksek olduğu tespit edilen bu bölgelerde Avrupa’nın doğusundaki gibi iyot tabletleri hiçbir zaman dağıtılmamıştır .

Türkiye Çernobil’den fazlasıyla etkilenmiş olmasına rağmen gerçekler hiçbir zaman raporlarda yer almamıştır. Bununla birlikte gerçekler gizlenmeye çalışılmıştır, örneğin sezyum 137 radyoaktivite oranı yüksek 48 000 ton çayın bir kısmı bir önceki senenin çayıyla karıştırılarak 130 000 tonluk yeni karışım Türkiye’ye içirilmiştir. Radyasyonun çay içen insanları 3 defa daha fazla etkilemiş olduğu bilinmektedir. Türkiye’de yılda 10 bin ton çay tüketilir. Dolayısıyla paketi 1 kilogram olan çay, radyasyonlu karışım halinde 13 yıl boyunca içilmiştir.

“Herşey kontrol altında! Çay için! Fındık yiyebilirsiniz! Biraz radyasyon almanız sağlığınıza iyi bile gelir! ” demiştir Çernobil kazasından 3 yıl sonra TV’de artan kanser vakalarına yönelik açıklama yapan dönemin Sağlık Bakanı. 28 yıl sonra bugün hastaneler kanser hastalarıyla dolup taşmaktadır. TAEK, Çernobil’ in resmi sonuçlarını hiçbir zaman halka açıklamamıştır hatta bilimsel bir rapor dahi yayınlamamıştır..

Çernobil kazasından 20 yıl sonra başta Karadeniz Bölgesi’nde olmak üzere kanser hastalarının sayısında ciddi bir artış tespit edilmiştir. Fakat herhangi bir bilimsel araştırma yapılamadığı gibi Sağlık Bakanlığı bu kanser oranındaki artışın sebeplerini sigara kullanımına bağlamayı tercih etmiştir.

Mersin Akkuyu’da Nükleer Santral Projesi

Mersin Akkuyu’ya Rusya firması Rosatom tarafından kurulması planlanan reaktör VVER-1200 Rus tipidir. Türkiye Rusya’ya 4 reaktör kuracağı alanı hususi olarak Rusya’ya kendisi tahsis etmiştir. Her bir reaktörün kapasitesi yılda 1200 MW olacaktır. Reaktörlerin maliyeti toplam 20 milyar dolar olurken Türkiye 71 milyar dolarlık garanti anlaşmasını imzalayarak elektriği 15 yıl süresince 0.1235 dolar / kWh ‘den satın alacaktır.

Akkuyu Nükleer santrali işletmesi tamamen yabancı bir ülkeye bırakılan dünyadaki ilk nükleer santral olacaktır. Türkiye’nin Rusya tarafından yapılacak bu nükleer santraldeki operasyonlara dair hiçbir söz hakkı bulunmayacaktır. Dahası Türkiye’den kaç kişinin bu santralde ve ne düzeyde istihdam edileceğine dair hiçbir bilgi, gösterge bulunmamaktadır. Rusya bu nükleer santral üzerinden Türkiye’de adeta toprak sahibi olmuş olacaktır.

Bununla birlikte Akkuyu Nükleer santrali bölgede aktif olan bir fay hattının sadece 25 kilometre ötesindedir. 1872’de 7,5 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir ve bugün de bölge özellikle yaklaşık 50 yıldır 6-7 şiddetinde büyük bir deprem meydana gelmediği için deprem potansiyeliyle belirsizliğini korumaktadır. Hatta bölgede Akkuyu’ya yer lisansı verilmesinden sonra Mersin’in batısından Akkuyu koyuna uzanan başka fay hattı tespit edilmiştir.

Sinop’ta Nükleer santral Planı

ATMEA-1 tipinde 4 reaktörün Atmea Areva ve Japon Mitsubishi konsorsiyumunda Sinop’ta kurulması planlanıyor ki bu tip reaktörün uzun süredir dünyanın hiçbir yerinde kurulmadığını bilinmektedir. Yatırım için öngörülen maliyet 22 milyar dolar olup nasıl finansal zorluklar yaşanacağı tahmin edilmektedir.

Sinop’ta kurulacak olan nükleer santralde 40 milyar kwh elektrik üretilecektir ki bu miktar Türkiye’nin Rusya’dan ithal ettiği 7, 2 milyar Dolar’lık doğal gaz miktarına denktir . Öte yandan Türkiye, nükleer santral yakıtı olan zengin uranyum madenlerine sahip bir ülke konumunda değildir dolayısıyla, doğal gaz yerine uranyum ithal edeceği gerçeği de göz önüne alınmalıdır. Türkiye’nin Japonya ile yaptığı anlaşmaya göre uranyum madeni olmayan ülkeler gibi Türkiye de uranyumu ithal edecektir. Türkiye hükümeti, nükler santral sözleşmelerinin içeriği gizli tutmakta detayları halkla paylaşmamaktadır.

“Nükleer mi hayır teşekkürler!”

Türkiye’nin en kuzey ucu Sinop aslında çeşitli endemik türlere yaban hayvanlarına ev sahipliği yapan bitki örtüsü zengin, ormanlık bir bölgedir. Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayanır. Aynı zamanda turizmi de gelişme potansiyeline sahiptir zira İnceburun’da turistlerin uğrak yeri Hamsilos Tabiat Parkı vardır ki burası nükleer santralin kurulması planlanan arazinin de yakınındadır. Sinop’un turizm potansiyeli yılda 10 milyar Dolardır. Bölgeye nükleer santral kurulmasına karar verilince Orman Bakanlığına ait 60 kilometre karelik alanda ağaç kesimi yapılmış ve 10 kilometre karelik alanda kesilen 225 bin ağaçtan temizlenmiştir. Öte yandan Sinop Kuzey Anadolu fay hattına da 30-40 kilometrelik mesafededir.

“Nükleer bir tehdittir! Durdurun!”

Türkiye’deki Antinükleer Hareketin Geçmişi

1976’da ilk olarak (Mersin Balıkçılar Kooperatifi) önderliğinde başlayan protestolarla hükümetin planları önlenmeye çalışılmıştır. 1979’da Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası Birliği bir bildirge yayımlayarak nükleere neden karşı olduğunu açıklamıştır. 1979’dan itibaren her yıl gerçekleştirilen sayısız konferans ve panellerle halka nükleer santrallere ve nükleer santrallerden enerji elde edilmesine karşı oluş sebepleri anlatılmıştır hala da anlatılmaktadır.

Türkiye’deki anti nükleer mücadele 1986’da yaşanan Çernobil kazasından sonra büyük ivme kazanmıştır. 1993 yılında İstanbul, İzmir ve Sinop’ta Nükleer karşıtı Platform mitingleri yapılmıştır. 2006 yılında TAEK, Sinop’un Türkiye’nin 2 .nükleer santralinin kurulacağı yer seçildiğini ilan ettikten sonra Çernobil’in de 20. Yıl Anmasına denk gelen tarihte Sinop’ta Nükleer karşıtı 15 binden fazla kişinin katılımıyla dev bir miting organize edilmiştir. Bu mitingin Türkiye’de o güne kadar çevre, ekoloji konularında gerçekleştirilen en büyük katılımlı miting olmuştur. 2006’da Sinop’taki bu dev protestoya 1993’te Mersin’de balıkçıların iştirak ettiği gibi balıkçılar denizden katılım göstermiştir.

2007’de 165 bilim insanı “Nükleer karşıtı bildirge” yi imzalayarak nükleer santrallerin çevreye dolayısıyla insan sağlığına yapacağı olumsuz etkiyi gerekçe göstererek devletin yetkililerine iletmiştir. Sözkonusu mektup kamuoyuyla da paylaşılmıştır.

Türkiye’de her sene 6 Ağustos Hiroşima ve 9 Ağustos Nagazaki’ye atom bombası atılmasının anmaları yapılır.Çernobil kazasından sonra bu anmalara 26 Nisan Çernobil eklenmiştir. Fukuşima faciasından sonra da 11 Mart Fukuşima anması eklenmiştir. Bu tarihlerde Türkiye’deki nükleer karşıtı hareket kendini daha çok gösterir. Özellikle Fukuşima’dan sonra nükleer santrallerin halen daha tehlike arz ettiğinin geniş ölçekte anlaşıldığı için protestolarda artış olmuştur.

Fukuşima Nükleer Kazası sonrasında Antinükleer hareket

2013 yılında Türkiye ve Japonya hükümetleri arasında Nükleer Santal anlaşması imzalandıktan sonra bu gelişmeyi beklemeyen anti nükleer aktivistler gerek Türkiye’de gerekse Japonya’da eylemlerini arttırarak bu anlaşmanın her iki ülke meclisinden geçmemesi için engelleme uğraşı vermiştir. Anlaşmanın yapıldığı yıl Fukuşima faciasının 3. Yıldönümünde gerek Türkiye genelinde Nükleer Karşıtı Platform gerekse bileşeni olan Nukleersiz.org ile Yeşil Düşünce Derneği bir çok panel organize etmiştir. Bu organizasyonlardan biri olan Fukuşima Tanığı Toshiya Morita’nın Türkiye’ye davet edilmesi ve Türkiye’ye Fukuşima’yı anlatması panellerin yapıldığı İstanbul, İzmir ve Sinop’ ta fiilen gerçekleştirilmiştir.Bu şekilde Türkiye insanının Fukuşima’da saklanan gerçekler hakkında biraz daha bilgilenmesine katkı yapılmıştır.

Çernobil’in 28.yıldönümünde Sinop Nükleer Karşıtı Platform(SNKP) çağrıcılığında yine 10 bini aşkın kişi Sinop’ta dev bir mitingte nükleere hayır demiştir. Benzer mitingler aynı yıl Mersin ve Ankara’da da yapılmıştır. Bu mitinglerde “Japonya,Fransa ve Türkiye arasında yapılan nükleer anlaşmaya hayır” mesajı verilmiştir.

2014 yılının Ağustos ayında Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği’nin çağrıcılığında Nükleersiz Türkiye kampanyası Çernobil’in etkilerini bugün dahi yaşayan Karadeniz halkının, Sinop’ta kurulacak bir nükleer santrale karşı farkındalığını arttırmayı amaçlamıştı. Bu kampanya boyunca gerek ilgili basın açıklamalarında gerekse duyurularda Türkiye’nin Karadeniz ve Akdeniz’de nükleer santral istemediği ifade edilmiştir.

Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz

Kampanyanın içeriği 1000 kilometreye yakın bir mesafe demek olan Hopa’dan İstanbul’a Karadeniz’in kıyıdan kürekle geçilmesini ve tüm bu sürece ait günlüklerin medyada yer almasından oluşmaktadır. Projeyi fiilen gerçekleştiren amatör kürekçi Hüseyin Ürkmez Karadeniz kıyısı boyunca uğradığı her şehirde yerel çevreci, ekolojist gruplar tarafından karşılanmakta, onların destekleriyle kampanyaya ait basın açıklaması okunmaktadır.

Tüm süreç medyada gerek haberler halinde gerekse kampanya günlükleriyle,* gerekse #NükleersizTürkiye#KürekleKaradeniz hashtagleriyle yayımlanmaktadır. Halkın ve basının nükleer karşıtlığına farkındalığını arttırmayı hedefleyen bu kampanya İstanbul’un en kalabalık semtlerinden Ortaköy’de antinükleer grup ve destekçilerin karşılamasıyla nihayetlenmesi planlanmıştır.

*Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz günlükleri her hafta Yeşil Gazete’de (www.yesilgazete.org) yayınlanmıştır.

Hükümet Baskısı

Türkiye’deki politik ve sosyal hayat her geçen gün biraz daha fazla hükümetin baskısına uğramaktadır. 2013 yılında Türkiye’de yaşanan küçük bir çevre eylemi protestosu olarak başlayan Gezi olayları parktaki ağaçların kesilmesi ve ağaçlarından boşalan alana hükümetin ve belediyenin Alışveriş merkezi inşa etmek istemesi sebebiyle tırmanmıştır. Hükümetin bu girişimine karşı çıkanlar biber gazı ile püskürtülmeye çalışılmıştır, toplamda binlerce insan polis şiddetine maruz kalmıştır, olayların neticesinde çocuk-yetişkin 11 insan öldürülmüştür.

Hükümet basın özgürlüğüne karşı da oldukça sert uygulamarda bulunmaktadır. Öyle ki Gezi olaylarına bağlı sebeplerle 10 gazeteci işlerinden atılmıştır. 2013 yılındaki rakamlar Türkiye’de hapishanelerde tutulan çok fazla gazeteci olduğunu da ortaya koymaktadır.

Hükümetin artan baskısı, nükleer santral yatırım faaliyetlerine başlandığında karşı karşıya geleceği nükler karşıtlarına olası tavrının da habercisidir.

Pınar Demircan

Nükleersiz.org Proje Koordinatörü (www.nukleersiz.org)

İngilizce’den Fransızca’ya “Sortir du nucléaire”International’dan Gilles Chertier tarafından çevrilmiştir.

Bu yazı Fransız Sortir du Nuclaire Sonbahar sezonu için Kasım ayı itibariyle yayımlanmıştır.

(Sortir du nuclaire, Yeşil Gazete)